Evlilik

Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız,
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız,
Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız,
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun,
Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda,
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın,
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin,
Ekmeğinizi bölüşün,ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,
Şarkı söyleyin,dans edin,eğlenin birlikte,
ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı,ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır,
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın,
Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,
Hep yanyana olun,ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez ....

Halil CİBRAN




Uzun zamandır bloga eklemeyi istediğim bir şiirdir bu, uzun da bir yazıyla beraber eklemek istediğimden bir türlü ekleyemedim şimdiye kadar. Ama kısacık hayatta bu kadar uzun aralıklar vermek pek akıl kârı değil. Evliliği bu şiirin üstüne benim anlatmama gerek yok aslında, hele ki bekâr birisi olarak. Şunu söyleyebilirim sadece, evlilik bir mecburiyet olmamalı hiç kimse için. Yaşım kaç oldu, ailem ne der, elalem ne der diyerek, evliliği mevcut durumundan bir kurtuluş olarak görerek, çocuk sahibi olmak için, mecburiyetlerinden kurtulmak için evlenmemeli insan. Sevdiği için evlenmeli ve evlenmeyi gerçekten istemeli! Kolay bir şey değil evlenmek. Bu ülkede daha da zor. Boşanmak ise çok kolay iki taraf da istedikten sonra...

İnsan evleneceği insanla arkadaş olabilmeli her şeyden önce, sırlarını paylaşabilmeli. Genelde evlilikleri bu paylaşıl(a)mayan sırlar, düşünceler, hayaller bitiriyor diye düşünüyorum. Bazen daha evliliğin ilk gününden itibaren bu şekilde oluyor, bazen zaman içinde gelişiyor.

Her şeyi bilmemeli, her şeyi konuşmamalı dediğiniz insan her zaman yanınızda olsun istediğiniz insansa bir sorun var demektir. Ki böyle oluyor genelde erkek için de, kadın için de. Her şeyi anlatma diyerekten bir zaman sonra iki insan da kendi dünyasını var edip o dünyada buluyor mutluluğu ve bir süre sonra (aylar ya da yıllar) bu iki insanın arasındaki her şeyi bitiriyor. "Onu çok seviyorum ama anlaşamıyoruz, artık devam ettirmenin bir anlamı yok." benzeri cümlelerin sebebi bu yazdığım şeydir.

Ve bu dünyadaki en büyük klişelerden ve en büyük gerçeklerden birisini unutmamalıyız asla, değişim. Dünya dönüyor ve değişiyor, biz de yerimizde durmuyoruz, aynı kalmıyoruz, değişiyoruz. Hepimiz, her an değişiyoruz. Karşımızdaki insan da değişiyor. Birlikte yaratarak birlikte değişebilir insanlar, değişimi içselleştirip paylaşabilirler. Bunu yapamayanlar değişirler ve hayatları da değişir.

Zor olduğunu biliyorum ama geçmişi, bugünü ve geleceğiyle, kalbinin içindekilerle, kafasındaki milyonlarca farklı düşünceyle, her şeyiyle, tüm çıplaklığıyla iki insan birbirini anlamıyor / anlamaya çalışmıyorsa, birbirini değiştirmiyor / değiştiremiyorsa, olduğu gibi kabul edemiyorsa, birlikte yaratacakları bir geleceğin hayalini kuramıyorsa bu iki insanın evlenmesinin ne anlamı var ki?



Yazarım, hem de daha yaratıcı yazarım ama bu gecelik bu kadar :)

Tabii ben yukarıda söylediklerimi ne kadar yaşayabilirim, yaşatabilirim onu da bil(e)miyorum. Aklıma Ahmet İnam'ın Aşk Üstüne Denemeleri geliyor. Yazıyı yazarken de altını çizdiklerimden bazılarını düşünmüştüm, kendi kendime bu soruyu sorarken de. "Aşk bir ustalıktır. Yaratıdır. Her yaratı gibi ateş ister, yetenek ve emek." diyor hoca...

Neyse, sabahtan kitap fuarı, öğleden sonra saray gezmesi derken akşam ettik, haftayı da bitirdik. Önümüzdeki hafta hepimiz için güzel geçer umarım.

Ve pazar akşamının şarkısı Bugge Wesseltoft'tan gelsin, you migt say...

Eskilerden tek mekanlı filmler

Rear Window
Ayağı alçıya alınmış bir foto muhabirinin, yapacak başka bir şeyi olmadığından evinin arka penceresinden oturduğu apartman blokunun boşluğunda ve komşu pencerelerde olup bitenleri röntgenlemesini anlatan bir Alfred Hitchcock şaheseri. Film boyunca kahramanımız ayağı alçılı bir şekilde penceresinin önünde oturup komşularını izliyor, birlikte izliyoruz. Ve inanın bir dakika bile sıkılmıyoruz. Harika bir film gerçekten, izlemediyseniz izleyin. James Stewart ve Grace Kelly harika bir ikili olmuş bu filmde. Başkalarını izinsiz izleme konusunu inceden işleyen filmde, kahramanımızın sanatçı komşuları insanın ilgisini çekiyor. Tabii bir de 1954 yılında yapılan bu filmde, kahramınımız ile Stella arasında geçen evlilik konulu bir diyalogda modern evlilik diyerek gülmesi, beni güldürmüştü. O zamandan bu zamana pek bir şey değişmedi sanırım :)

12 Angry Men
Bir oda, on iki adam ve vermeleri gereken bir karar. Babasını öldürmekle suçlanan bir gencin davasında karar vermek için toplanan jüri ve jüri üyelerinin olayla ilgili konuşmaları, tartışmaları. Bütün film budur işte ve sinema dediğimiz şey budur işte. Dev prodüksiyonlar, dijital efektler vs... Fakat pek çoğu 1957'de yapılmış bu filmden alabileceğiniz keyfi size veremeyecektir. Filmi izledikten sonra iyi ki bizde bir jüri sistemi yok diye düşünmüştüm. Henry Fonda harikaydı filmde ve arada bir aniden kafası beliren ihtiyar :)

İstanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar




sarsın bizi akşamda şarap rengi dumanlar...


Sadi Şirazi'den...

İki şey hayatımızı karartır:
Susacakken konuşmak, konuşacakken susmak.


* * *

Sormaz ki bilsin,
sorsa bilirdi.
Bilmez ki sorsun,
bilse sorardı.

* * *

Kim düşman okuna açar omzunu?
Kim gururdan sarhoş? biliriz bunu...
Çok dönekler gördük unutmuşlardır
İyi günde, kötü günün dostunu...

* * *

Değersiz kimselerle savaşmaktan çekin.
Ben damlalardan sel olduğunu çok gördüm.

* * *

Tahammül sana önce zehir gibi görünür.
Fakat tabiatına kök salınca bal kesilir.

* * *

Elalemin kötülüğünden bahsettiğin takdirde,
sözün doğru olsa bile, özün kötü sayılır.

* * *

Elalemi ayıplarıyla anan bir kimsenin,
senden de teşekkürle bahsedeceğini zannetme.

* * *

Ben sana denize açılma demiyorum,
açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.

Kadına pozitif ayrımcılık

Geçenlerde kadına pozitif ayrımcılıkla ilgili bir yazı okudum. Akabinde yolda yürürken önünden geçtiğim bir bilardo salonunun tabelasında "Bayanlara Ücretsiz" şeklinde bir ifade dikkatimi çekti. Bilardo salonu işletmecisinin bağyanlara pozitif ayrımcılık yaparak bu sporda yer almaları, madalyalar kazanmaları için elinden geleni yaptığını görüp hislendim. Aynı şeyi arkadaşlık siteleri de yapar mesela, belki fark etmişsinizdir. Arkadaşlık sitelerinin büyük bölümü erkek üyelerinden ücret alırken bağyan üyelerinden almazlar. Sırf kadınlara pozitif ayrımcılık uygulayarak onların daha da sosyalleşmelerine bir nebze olsun yardım edebilmek adına!

Neyse, zaten kadına pozitif ayrımcılık denince birileri, ki bu birileri milletin kendisini temsil etmesi için Angara'ya gönderdiği bağyan vekilleri de olabiliyor, sırf bu ayrımcılık sözüne takılıp işin özünü kaçırabiliyorlar.

Yine geçtiğimiz günlerde Dünya Ekonomik Forumu, 2009 Cinsiyet Uçurumu Raporu’nu açıkladı. Ki bu rapora göre yapılan 134 ülkelik listede sondan altıncı olmuş Türkiye ve Yemen'in, İran'ın, Bahreyn'in, Katar'ın, Nepal'in gerisinde kalmış. Rakamlarla oynamanın neticesinde böyle oluyor diye düşünüyorum ben bu konuda. Nuray Mert'in şu yazısı da bu düşüncelerimi destekler nitelikte olmuş.

Lakin kriz bahanesiyle zaten işten çıkartmaların arttığı son dönemde kadınların iş hayatına katılımının yüzde 29'dan 26'ya düşmüş olması ve işten çıkarmalarda daha kolay gözden çıkarılabilir olmaları dikkate alınması ve çözüm bulunması gerekli konulardır bence diyorum ve meseleyi burada kapatıyorum. Aksi takdirde çok uzayabilir.

Ah bu şarkıların gözü kör olsun...



şarkılarla ağladık

şarkılarla güldük

şarkılarda ayrıldık

şarkılarda üzüldük

şarkılarda hayat

şarkılarda ölüm

olursa olsun

ah bu şarkıların gözü kör olsun...


Aslında yazmak için başka şeyler vardı kafamda. İzlenen filmler, tiyatro oyunları, enstantaneler... Lakin Samime Sanay'ın sesinden güftesi Attila İlhan'a, bestesi Erol Sayan'a ait Nihâvend makamı şu şarkıyı dinleyene kadardı bunlar.

Hava soğuk, insanın içi üşüyor. Sonra bu şarkılar geliyor, insanın içini ısıtıyor. Yoksa yakıyor mu demeli? Ne demeli?

Şarkılar geliyor aklıma, şarkılar dinliyorum. Türk Sanat Müziği dinlemeye başlayınca Zeki Müren geliyor aklıma ve ah bu şarkıların gözü kör olsun diyorum...

her şey gönlünüzce olsun,

her şey dilediğinizce olsun,

her şey her zamankinden daha yüce olsun.

her zaman olduğu gibi

hepinize en engin sevgilerimi,

en derin hürmetlerimi arz ediyorum.

lütfen kabul buyurunuz efendim,

sağolunuz.