kaldı onbir...

2010'un ilk ayını bitirdik, ikinci ayının ilk haftasını yedik, ikinci haftasının ilk gününü bitirmek üzereyiz. (Yazmaya başladığımda daha bitmemişti.) Söylemeye gerek var mı -bence yok- ama günler su misali geçiyor.

Vikipedi'ye bakacak olursak 5 Şubat'ta neler olmuş geçmişte peki? Hepsini yaz(a)mam tabii sevgili okuyucu ama mesela Seyyan Hanım 1932 senesinde ilk Türk tangosu olan Mazi kalbimde bir yaradır'ı okumuş. Hangimizin kalbinde yara değil ki? Dinleyelim Seyyan Hanım'dan.

Atatürk, 1 Şubat'ta bir grubun ezan ve kametin Türkçe okunmasını bahane edip gösteri yapması üzerine Ege gezisini yarıda kesip Bursa'ya gitmiş. Evet, bir zamanlar ezan Türkçe okunmuş. Duymuştum ama Yılmaz Büyükerşen ile yapılmış söyleşi tadındaki Zamanı Durduran Saat adlı kitabı okurken minareye çıkıp çocuk sesiyle Türkçe ezan okuduğunu görene kadar gerçekliğini algılayamamış(t)ım.

1937'de Anayasa'nın 2. Maddesi'nde yapılan değişiklikle, 6 ilke Anayasa metnine girmiş: Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır. Resmi Dili Türkçe'dir. Makam Ankara şehridir.

Charlie Chaplin'in son sessiz filmi Modern Zamanlar gösterime girmiş. İzlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim.

George Hagi doğmuş, Cemal Kutay vefat etmiş.

Ya 6 Şubat?

Massachusetts, ABD'nin altıncı eyaleti olmuş, İkinci Mustafa tahta çıkmış.

Bob Marley doğmuş.

12 çocuk babası Bob amca bakın ne demiş zamanında?
(dinlemeye başlamadan önce mutlaka sesi açın ve ıslığa eşlik edin :)

here's a little song i wrote
you might want to sing it note for note,
don't worry, be happy

in every life we have some trouble,
when you worry you make it double
don't worry, be happy

i give you my phone number,
when your worried, call me,
i make you happy

:)

Carl ve Ellie için


Aslında geride kalan günlerde izlediğim çok film oldu ama önce en son izlediğim filmi yazayım istedim. Keşke sinemada izlemiş olsaydım dediğim bir film oldu. Wall-E'den sonra Pixar mükemmel bir film daha yapmış kesinlikle! Mükemmel bir animasyon falan değil her şeyiyle mükemmel bir film olmuş Up. İzlediğim en güzel filmlerden birisiydi.

Carl ve Ellie'nin aşklarını, hayatlarını anlatan o kısacık birkaç dakika aslında hayatın da ne kadar kısa olduğunun görsel şöleniydi. Başlıyor ve nasıl olduğunu dahi anlayamadan bitiyor hayatımız. Bu macerayı birlikte yaşayacağımız kişiyi bulup onunla geçirebiliriz umarım bu kısacık zaman dilimini yani hayatımızı...

sezenler olmuş...


Bir 24 Ocak daha...

Şok

Benim bir twitter hesabım var. Aslında epey zamandır var ama pek kullanmıyor(d)um. En son daha sık kullanacağım dedim kendi kendime ama hâlâ bunu başarabilmiş değilim. Arada sevdiğim köşe yazılarını, sözleri, şarkıları vs. ekliyorum.

Neyse, gelelim konumuza. Dün sabah Yılmaz Özdil'in köşe yazısını okuduktan sonra twitter hesabıma ekledim. Yazısının Hürriyet'in sitesindeki linkini de bit.ly hesabımdan kısaltarak koydum doğal olarak. Zaten öyle pek takip edenim yok twitter'da ve eklediğim bu linklere on bilemedin yirmi kişi merak edip bakıyor. bit.ly istatistikleri öyle diyor en azından. Gel gelelim bu eklediğim son köşe yazısına an itibariyle 664 (yazı ile altı yüz altmış dört) kez tıklanmış. Neden peki? "Çevireceğiniz numaradan önce Graham Bell’in doğum tarihini tuşlarsanız, telefonla bedavaya görüşebilirsiniz!!!" diye yazdım da ondan! Bunu daha fazla insan baksın diye yapmadım ama ilginç geldi bu durum. İnsanların dikkatlerini nelere ve nerelere verdiklerinin küçük bir göstergesi bu.

Yılmaz Özdil bu yazısında Şok programından bahsetmiş. Hatırlıyorsunuz dimi? İlginç bir programdı. Bir mizah programı olmasına rağmen ciddi ciddi izleyip gerçek sanan insanlar da olmuştu zamanında :)

Alaska'ya gidemedim

Ama İstiklal'e gittim. Bu da küçük bir adım. Zaten bir adım atmakla başlıyor her şey. Belki bir gün Alaska'ya da giderim, Alexander'ın kaldığı o otobüsü bile görebilirim. Bunları düşündüm Eva'nın Somewhere albümünden şarkıları dinlerken. Kırk dakikada iki ya da üç yüz metre ilerleyebilmişken ve Eva bir şarkıyı bitirirken, bulunduğum aracın radyosundan Topbaş'ın "Her türlü tedbiri aldık ve hiçbir yolumuzda sorun yaşamıyoruz bugün." dediğini duydum. Haklı dedim içimden, klasik ve de kronik İstanbul. Bambaşka bir dünyaya ait müzikleri dinlerken yaşadığım dünyanın insanlarına odaklandım, küçük gözlemler yaptım. Mimikler, fısıldaşmalar, mesajlaşmalar, tartışmalar. Ve sonunda Tünel'deyim. Her zamanki gibiydi, kıyafetler dışında. Ve eksikliğini hissettiren sokak çalgıcıları dışında. Gittiğim gibi geri döndüm, zaten niye gitmiştim ki? Soğuk bir akşamda sıcak çayımı yudumluyorum. Ve düşünüyorum...