
herkese iyi bayramlaaaarrrr :)
bayram günü post yazılır mı acaba :D neyse, yazıp el öpmek için çıkıp dolaşmam gerekiyor. dün akşam tembellik yapıp film seyrettim, o nedenle bişey yazamadım. aslında eski bi film ama izlyememiştim. " Zor Baba ve Dünür / Meet The Fockers " DeNiro 'yu seviyorum :) Eğlencelik bir filmdi. Aslında vizyonda benim " gülümse ve mutlu ol :) " dediğim tarzda bi film olmaması kötü yeni yıl öncesi. Benim aklıma mesela " Aşk Her Yerde / Love Actually " filmi geliyor o tarz bir film düşününce. Aslında o filmi tekrar izlemek gerekli bir yerden bulup :) Müzikleri de güzeldi filmin.
Neyse, postun amacı Rahmi M. Koç Müzesi gezimiz hakkında bilgi vermekti. Gezimiz çünkü Fatih 'le beraberdik. Güzel bir müze. Leonardo Da Vinci 'yle ilgili özel bir sergi de vardı. O yıllarda o kadar şeyi nasıl düşünmüş diye düşünmeden edemedim gezerken. Ne bilgisayar, ne dergi, ne televizyon, ne de başka imkanlar vardı.
Müzede gerçekten çok güzel görülesi şeyler var. Geleneksel dükkanlar, otomobiller, zeytinyağı fabrikası, buhar makineleri, çalışmasını görebileceğiniz otombobil, traktör vs... Yaklaşık iki saat sürdü bizim gezimiz. Denizaltıyı da göremedik, bi dahaki sefere inşallah. Çıkmadan önce birer çay içip öyle çıktık. Tek kötü şey müzede çektiğimiz fotoğrafların çok kötü olması oldu :) Bence vaktiniz varsa siz de gidip görün.
rahmi m. koç müzesi
insanlık halleri
1-)
esas kızımız hasta... hastanede yatıyor ve yüzündeki ifade hiç iyi değil. çevresinde iş arkadaşları var. iki tane kız başında sürekli... bir de ortalıkta dolaşan, sürekli gülücükler verip etrafa moral dağıtmaya çalışan ama dokunsan ağlayacak bir oğlan var. anlaşılıyor ki esas oğlan bu :) herkes panik halindeyken o sakin olmaya çalışıyor. ne de olsa acı içnde yatan esas kız onun için çok değerli. o da panik olmamalı. bu esnada esas kızımızın anne babasının hastaneye gelmekte olduğu bilgisi ulaşıyor bazı kaynaklardan :) ve esas oğlan birazcık panik oluyo... esas dediysek o kadar esas diilmiş demekki :)) neyse, veda zamanı gelmiştir. esas kız acı içindedir ve esas oğlan moral veriyodur. bu sırada yalnız kalmaları için arkadaşları türlü yalanlar uydurmuşlardır kendi kendilerine. ne gerek varsa, bırakın gidin işte. daha bi iki dakka olmuştur ki esas kızın bi arkadaşı bu durumu bozar sırıtarak "ben geldimmm" diyerek :) sanırım ikisi de bi kaşık suda boğabilecek durumdadır bu hanım kızımızı ama onlar da sırıtırlar :) artık acele etme zamanıdır çünkü her an müstakbel anne babası gelebilir esas oğlanın... gidecekken esas kızın arkadaşlarından birisine "bişey olursa arayın 5 dakkaya burda olurum" der kızcağız da "onca yolu 5 dakkada gelemezsinki" diye bi cevap verir. esas oğlan gülümseyerek "ben gelirim" der... ve final esas kız, ki bunu söylemeden bi kaç saniye önce yüzünde çok kötü bi acı ifadesi vardır ve canının yandığı bellidir, yüzünde güller açmış bi vaziyette gülümseyerek ve müthiş bi mutluluk ifadesiyle "gitmiyceği için gelir tabi" der :)))
bu insanlık hali nedir ? aşk :))
herkese lazım...
2-)
taksim 'de metro çıkışının oradaki ışıklarda bekleyen teyzeyle kızı. istanbul'umuzun büyük şehir belediyesi anıt park'ın oraya bol gürültü çıkaran dj ler koydurmuş. durmadan müzik çalıyolar. popüler yabancı müzikler, rock vs... bu sırada önümdeki teyzeyle kızından kızı müziğe ayak uyduruyor. teyze dönüp platforma bakıp "büyükşehir belediyesimi yapıyo bunu, hayret !!!" diyooo...
bu insanlık hali nedir peki ? önyargı !!!
hepimizde var malesef... kimileri bunun farkında kimileri değil ama hepimizde var. önemli olan önyargılarımızla hareket etmemek ve yargılamamak.
bir yazı...
Evlilik, inanmadigim halde içerisinde 17 seneyi Bitirdigim bir kurum benim için.. 17 senede (abartmiyorum) 40 çift arkadasimin son Verdigi kurum ayni zamanda da...
Evliligimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide Kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliligi toplumun dayattigi sekilde yasamamaktan...
Nedir bu dayatmalar? Erkegin muhakkak kadindan yasça büyük olmasi, egitim seviyesinin erkegin lehine yada en azindan esit olmasi bunlarin sadece ikisi... Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmali ki, kadina "hot" dediginde oturmali kadin... Yada yumusatiyorlar; efendim kadin erkekten önce çöktügü için (hani dogum felan) küçük olmaliymis yasi... Egitimde de böyle.. Kadinin çok okumusu bilmis olurmus, Evde kalmakmis layiki.... ESiM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne "hot" dememe gerek kaldi 17 senede, ne de benden önce çöktü... Yillar içinde ben yaslandikça o gençlesti, "oo Can bey kapmisiniz çitiri" esprilerine muhattap dahi oldum.
ESiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim.. Ne o bana bilmislik tasladi, ne ben ona ezik baktim... Kulaga gelen müzik tekse de, onu olusturan notalar Farklidir der Halil Cibran... Bunu unutmadik biz. Ben konusurken o dinledi, Ben Dinlerken o konustu 17 sene. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklisin bitanem..."dedik,öfke bitip firtina duruldugunda "ama bi de böyle düsün" de dedik fikrimizi savunurken. Farkli insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savasan neferlerdik bu hayatta... Asla bilmedik ne kadar para kazandigimizi, ortak cüzdanimizdan gerektigi kadar aldik.. Ne kadar çalarsa çalsin masanin üstünde telefon, kim bu saatte arayan karsi cins diye sorgulamadik da ama... Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve güvenin ardina saklanmis bir "saygi" vardi daima... Ne kavgalar, ne badireler atlattik 17 senede... Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktik...
Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamin Disinda yattim bi gece, misafir odasinda... Gece yarisi kapi açildi, esim "ne yapiyosun burda?" diye sordu kapinin esiginden, "uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle...Gitti, gelmesi 1 dakikasini almisti elinde yastikla... "kay yana" dedi daracik yatakta."ne yapiyosun?" dedigimde "benim yerim senin yanin, sen gelmezsen ben gelirim" dedi...
Anladim ki o gece, en uzun kavgamiz yat saatine kadar sürecek...
Ve bence dogrusu da bu...
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik,yatak odamiz haric.. Kirsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadik birbirimize... Toplum kurallariyla oynasaydik bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktik o listede... Ama oyunun kurallarini biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu, oynanan...
Evlilik; hesapsiz içine dalinmasi gereken bir oyun bence...
Topluma kulaklarini tikayarak hemde... Ne benim, ne de Bizim sözlerimizle... Sadece gönlünüzden geçtigince...
Dedigi gibi Ataol Behramoglu' nun;
"...Yasadiklarimdan ögrendigim bir sey var: Yasadin mi büyük yasayacaksin, irmaklara, göge, bütün evrene karisircasina. Çünkü ömür dedigimiz sey, hayata sunulmus bir armagandir. Ve hayat, sunulmus bir armagandir insana..."
CAN DÜNDAR
iki bin yedi

anneme, kardeşime, ananeme, dayıma, yengeme, furkan'a, gelecek olan ikizlere, enişteme, teyzeme, seda'ya, eda'ya, mucip abiye, suphi abiye, ayla ablaya, arzu ablama, zehra teyzeme, dilara'ya, oğuzhan'a, ümit enişteme, fatma teyzeme, yusuf abime, hazime yengeye, görkem'e, emel ablaya, serap'a, mehtap'a, gördüğüm görmediğim göremediğim tüm akrabalarıma, kardeşlerim fatih ve erkan'a, ömer'e, fatma öğretmenime, hacer teyzeye, hale'ye, gökhan'a, umut'a, ersan'a, gürkan'a, tayfun'a, ismini unuttuğum diğer tüm ilkokul arkadaşlarıma, alper'e, nurper'e, gülperi'ye, ismini hatırlayamadığım tüm ortaokul arkadaşlarıma, sefa'ya, murat'a, şaban'a, ilker'e, hakan'a, şakir'e, ebru'ya, çiler'e, recep'e, lisedeki tüm arkadaşlarıma, ibrahim abiye, ismail abiye, cumali bey'e, aysun'a, serpil abla'ya, mırt'a, müge'ye, özlem'e, hüseyin ve ilker hocaya, kendir'lere, ilhan'a, pansiyondaki o teyzeye, harun'a, ilker'e, emin'e, yusuf'a, erkan'a, barış'a, emre'ye, aysel'e, zübeyde'ye, ümit'e, özgür'e, leman'a, ebru hocaya, rıza'ya, yılmaz'a, hüseyin'e, berk'e, bucak'tan aklımda kalan kalmayan herkese, ahmet yüzbaşıya, serkan astsubay'a, seyfi'ye, özcan'a, metin'e, yıldıray'a, onur'a, m.ali şanal'a, ercan'a, mehmet'e, başar'a, selçuk'a, erhan abiye, mehmet abiye, volkan'a, zeki'ye, kadir'e, dilaver'e, evren'e, fatih'e, binyal'e, hakan'a, himmet'e, mert'e, kamil'e, murat'a, bilal'e, ramazan'a, recep'e, sedat'a, ümit'e, türker'e, utku'ya, yusuf'a, asteklere, recep bşçvş.a, askerden şimdi ismi aklıma gelen gelmeyen herkese, hakkı hocaya, nuri çankaya'ya, fatih'e, mehmet'e, selçuk abiye, sedat'a, mehtap'a, nergis'e, selma'ya, gökçe'ye, fatih'e, mehmet tüzel'e, gökçe'ye, özlem'e, ilknur'a, gülenay'a, dilek'e, bilgen'e, gülay'a, sümeyra'ya, tuba'ya, öznur'a, aytekin kaptana, simge'ye, serap'a, deniz'e, uluç gürkan'a, evrim'e, hiç gitmediğim yerlerdeki hiç tanımadığım insanlara, ırak'ta herşeyini kaybetmiş çocuğa, afrika'nın balta girmemiş ormanlarındaki yerliye, sonsuzluğun simgesi çöllerdeki bedeviye, gökdelenlerde göğü deldiklerini sananlara, bu dünyayla alakası olmayan insana, huşu içinde dua edenlere, en saf haliyle gözyaşlarını akıtan kişilere, çıkarsız beklentisiz gülümseyen çocuğa, yeni doğmuş bebeğe, dünyanın bilmem neresinde fabrikalarda hayatını çürütenlere, acı çekenlere, hastalara, idealleri olanlara, hayalleri olanlara, hayal kurabilenlere, insanlara empatiyle yaklaşabilenlere, güzellere, çirkinlere, iyilere, kötülere, yazanlara, okuyanlara, dinleyenlere, söyleyenlere, müzikseverlere, aşıklara, sevmeyi bilenlere, sevebilenlere, gülümseyenlere, hayatımın bir noktasında yollarımızın kesiştiği insanlara, kırdıklarıma, kırıldıklarıma, incitenlere, üzenlere, üzdüklerime, yollarımızı iyi yada kötü ayırdıklarıma...
herkese mutlu seneler diliyorum...
hedeflerin, hayallerin, sevgilerin, aşkların gerçeğe döndüğü süpeeeeeeeer bi sene olsun bu sene...
sev beni, gece
...
Gece.
Geceye ait olmayan geceden uzak durmalı. Çünkü gece kendine ait olmayanı tanır, içine sokmaz, kendi karanlığından daha koyu bir karanlıkta karartır onu, yalnızlığın, yabancılığın karanlığıyla. Sen olan o daha koyu karanlığı üzerinden sıyırıp atamazsın; geceyi de, geceye ait olanları da kandıramazsın.
...
son okuduğum kitaptan bu alıntı da diğeri gibi. severek okudum, sonunu beğenmedim. evlilikte yaşanan ihanetlerle ilgili güzel bir tanım yaptırmış romanın kahramanına yazar :
" ... ihaneti oluşturan asıl şey, esas şey, terk etme, bırakıp gitme, yüzüstü bırakma, sırt çevirme ki hepsi de cinsel organların akıl ve hafızalarının ötesinde şeyler, özel bir tür beraberlik, dayanışma, uzunyol arkadaşlığı, kader birliği duygusuyla ve bunun doğal olarak varsayılan ahlakıyla ilgili şeyler ... "
doğru söze ne denebilir ki ? evlilik özel bir tür beraberliktir ve ihanetin asıl acı tarafı bu özel beraberliğin bitirilmesidir.
hangi roman, hangi yazar diye soranlar olabilir belki ama yazmayacağım. merak eden araştırıp bulabilir yada bana sorabilir.
viran olan kalbimde
sevgilimi özlerim
şu gönlümün kahrını
sen çekersin gözlerim
sen de duyduğum aşkımı
yine sen de gizlerim
şu gönlümün kahrını
sen çekersin gözlerim
karmaturka dinliyorum, bu radyonun fahri temsilcisi gibi oldum :) ama seviyorum, ne yapabilirim ki ?
iki dakka önce de rahmetli james brown 'u dinliyordum. tek hatırladığım "are you ready" dediğiydi. neye hazırmıydık ? sen gittin bizi de mi o tarafa bekliyosun james amca :) hiçbişeye hazır değilim. özellikle konuşmaya. hiç bi zaman hazır olamıyorum zaten, hep bişeyler eksik kalıyor.
ve tabi kış geldi, benden duymuş olmayın :) aslında severim yada severdim soğukları. artık üşüyorum... bunu itiraf etmeliyim. ellerim çok mu hassas nedir bilmiyorum ki... elimin üstündeki eklem yerlerinin olduğu bölge yada erkan la ortak bi karar alarak verdiğimiz adıyla manyak bölgede yaralarım var, tahriş oluyor çok çabuk. arko krem de bi yere kadar...
karmaturka dinlemeye devam ediyorum... youtube 'ta levent yüksel 'in eski şarkılarından varmıdır diye baktım ama bulamadım. offf ulan offffff.... ne güzel çalıyo bu radyo yaaa :)) erkan 'ın "uyu olm manyak mısın" sorusuna mantıklı bir cevabım yok, acaba uyusam mı ? uyumam lazım dimi ? evet, uyuyayım. yarın her zamanki gibi bir gün beni bekliyor, her zamanki gibi yaşanacak ve bitecek.
tam yatıcam derken açık firefox penceresinde del.icio.us penceresini gördüm ve bi bakim dedim ne var ne yok diye. Top Ten Mistakes in Web Design diye bişey gördüm. belki bi işinize yarar.
ve tabiki yatmadan önce haberler... fenerbahçe'nin cezalarına indirim gelmiş, beklenen bişey. türbanlı gazeteciye tepki göstermiş chp'liler, aferin size... hükümet topbaş'ı umursamamış, sanki benim çok umrumda... çocuk pornosuna sıkı denetim, mutlaka gerekli acil bişeyler yapmalı bu konuda. fener indirimden memnun değilmiş, ne zaman oldu ki... neyse, gecenin bu saatinde yeter bu kadar. uykum var benim.
ve gecenin finalinde karmaturka 'yı bırakıp norah jones dinliyoruz :
Come away with me and we'll kiss
On a mountaintop
Come away with me
And I'll never stop loving you
the yazı :)
benzemez kimse sana...
http://www.youtube.com/watch?v=SpQnYZiTbtk
bu şarkıyı gerçekten çok seviyorummm... müzeyyen senar zaten harika, tarkan 'da iyi eşlik etmiş ona...
kaldığı yerden...
neredeyse bir hafta olmuş bloga yazmayalı. sakin başlayan bir iş gününde nadir olarak girebildiğim nette bişeyler karalamak istiyorum bu sabah.
az önce radyoda çalan şarkı sabahın şu saatinde iyi mi geldi kötü mü geldi, pek anlayamadım :) sezen aksu "küçüğüm". sezen aksu şarkıları... tabiki son şarkılarından bahsetmiyorum.
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım
Öğünmem bu yüzden
Bu yüzden kendimi
Özel önemli zannetmem
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden
Bu yüzden hala kendime güvensizliğim
şarkının tüm sözleri için...
bu arada şimdi gördüm ki sezen aksu 'nun 1975-2006 arasında yazdığı şarkı sözlerinden seçilen 197 'si ile "eksik şiir" adında bir kitap çıkmış.
Daha çok kırılacak kalbin,
Daha çok üzüleceksin
İnsan her şeye katlanır,
Göreceksin
Gün geçtikçe taşlaşır sandığın yürek
Öyle bir yanar ki yeniden
Şaşıracaksın
Ah! İnsanlık hali
Ah! Bazen nasıl kolaydır,
Bazen her şeye mani
İçimde biri var ki yaptığımı yıkmak istiyor
Can bedenden ayrılıp da kaçmak istiyor
Bir yandan prangalara razı gönül
Bir yandan martı misali uçmak istiyor
bu da onlardan biri...
bu arada hapşıran bir kedi gördünüz mü :) daimi misafirimiz iki kedi var, sokakların efendileri :) karınları acıktıklarında gelip salam, kavurma bişeyler yiyip biraz da siesta yapıp sonra kendilerini istanbul sokaklarına atıyolar...
herkesin günü güzel geçsin...
when you're gone
http://www.youtube.com/watch?v=1OwVUCYAVi0
the cranberries... ve tabiki dolores... beni büyüleyen bi sesi var. bu şarkıyı son bi saattir kaçıncı dinleyişim bilmiyorum. garip, çok garip.
aklıma ilk kez the cranberries 'i nasıl dinlediğim geliyor... fatih aldırmıştı bana "çok güzel" diyerek antalya'da bir kasetçiden ve güzeldi, hala da güzel ve hep güzel olarak kalacak...
az önce okuduğum bir yazı var... sacha guitry adında birisi çok güzel birşey söylemiş... kim olduğunu bilmiyorum ve inanın umrumda değil. google 'da aratmak bile gelmiyor içimden. çünkü asıl önemli olan söylediği... bi saniye ama şarkıyı yeniden başlatmam gerekiyor youtube'da. evet, tamamdır. bu şahsa "dünyada en güzel şey nedir" diye sormuşlar. "sevmek" demiş. ikincisini sormuşlar, "sevilmek" demiş. ve "peki neden sevmek sevilmekten daha güzel ?" diye sormuşlar tabiki. ve asıl verdiği o harika cevap "insan sevdiğine, sevildiğinden daha çok emindir de ondan..." sevdiğimize emin olduğumuz kadar bizi seven insanlar olsun hep hayatta, amin :)
bu arada uyandırdıysam özür dilerim... fatih 'e yazmaktan sevgili bloguma yazamadım ama pişman değilim :)
bu şarkıyı son bi saattir diye yazmıştım ama bu nerdeyse iki saat olacak hala dinliyorummmm.... gerçekten çok güzel ama artık yatma zamanı geldi...
sevgilerimle...
gülümse :)

sabah pek güzel başlamamıştı yazdığım gibi. ama sonra gün içersinde aslında mutluluğun nasıl da kolay olabileceği gerçeğini gördüm :) ki böylesi kapalı bir istanbul gününde... yürürken birden bana sarılan o küçük şirin kız var ya :) sanırım portekizliydiler yada öyle bişey bilmiyorum artık. abisi olduğunu tahmin ettiğim çocuğun üzerinde portekiz forması vardı oradan çıkartıyorum bunu :) ne dediğini neden sarıldığını bilmesem de o küçük şirin kızın yüzündeki masum, çıkarsız, beklentisiz harika bir tebessüm herşeye bedeldi. yukarıdaki resim onun kadar şirin olamaz ama olsun ;)
nayır , nolamaz firefox :(
inanmıyorum ya !!! eve geliyorum, önce bilgisayarımı , sonra her zaman yaptığım gibi firefox 'u açıyorum ve yer imlerinden sıklıkla baktığım sitelere sırasıyla göz atmak için ....... HAYIRRRRRRR !!! hiçbirisi yok yerinde !!! bu nasıl olabilir, biri bana anlatabilir mi ya ? Herşey duruyor, kayıtlı parolalar falan fakat yer imlerinin yerlerinde yeller esiyor :(
sabah....
i know what it is to be young
http://www.youtube.com/watch?v=koGnZg2kzxY
bu şarkıyı gerçekten çok seviyorum... orson welles 'in sesi çok hoşuma gidiyor, müziği hoşuma gidiyor, sözleri hoşuma gidiyor... her geçen gün daha da çok seviyorum. aklıma o kadar çok şey getiriyor ki, ilgili ilgisiz şeyler. şimdi dinlerken gündüz karmaturka 'da dinlediğim şarkılar geldi aklıma mesela, ne alakası varsa bununla. nasıldı o şarkı ? "benim mahzun bir tarafım vardır, bakmayın neşeli olduğuma" gibi bişeydi, kamuran akkor 'dan. yada elli yaşıma geldiğimde yani ölmez sağ kalırsam o yaşa kadar nasıl bir hayatım olacağını düşünüyorum her seferinde. ve geride kalan elli yıla bakıp "iyiki yaşadım" diyebilecekmiyim? sonra geride kalan son bir kaç yıl geliyor aklıma. yaptıklarım yapmadıklarım yapamadıklarım... bugün bulunduğum noktayı düşünüyorum ve "yarın acaba neler olacak?" diye soruyorum kendi kendime. ve daha bir sürü şey.
konuşamadım anlayamadım anlatamadım
Zuhal Olcay - ISSIZ KALDIM
http://www.youtube.com/watch?v=Q1qcVQSfqeg
beklemek...
her zaman beklenecek bişeyler yada birileri vardır hayatta. kimi zaman neyi beklediğinizi, neden beklediğinizi bile bilmeden beklersiniz. bazılarının belirli bir amacı vardır ve doğrudur. ama bazıları çok geç kalmanıza sebep olur. ne için ? kısacık hayatınız sona ererken mutlu olabilmeniz "iyiki yaşadım" diyebilmeniz için. hep bişeyler bekleriz. bugün bitsin, yarın olsun, bu hafta geçsin, bu ay geçsin, bu sene de böyle geçsin, o bi gelsin, o bi gitsin, o bi söylese, bişey dese, anlasaaa... ama beklemek geç kalmaktır çoğu zaman. söylemek istediklerinizi söyleyin ve yapmak istediklerinizi yapın. bunu ben yapamıyorum ama siz yapın. nasıl yapacağınızı bilemiyorum, kimse de bilemez. okuduğunuz kişisel gelişim kitapları sizleri süper birer insan yapamaz. zaten kimse süper olamaz. ama daha iyi bir insan olmak, daha doğrusu mutlu olmak istiyorsanız neleri nasıl yapacağınıza siz karar vereceksiniz ? ama bu kararlar için çok fazla beklemeyin.
I'm just sitting here waiting for you
Like a flower waiting to bloom
Like a lightbulb in a dark room
I'm just sitting here waiting for you
To come home and turn me on
Like the desert waiting for the rain
Like a school kid waiting for the spring
I'm just sitting here waiting for you
To come on home and turn me on
My poor heart, it's been so dark since you been gone
After all, you're the one who turns me off
You're the only one who can turn me back on
My hi-fi's waiting for a new tune
The glass is waiting for some fresh ice cubes
I'm just sitting here waiting for you
To come on home and turn me on
Turn me on
güzel bi gün :)
güzel bi pazar günüydü bitmek üzere olan :)
önce minibüsüne bindiğim ve karmaturka dinleyen şoförü görünce sevindim. demekki hala birileri türk sanat müziği dinliyor ve bunlardan birisi de minibüs şoförü :)
daha sonra da çok iyi ve güzel bir insanla keyifli bi gün geçirdim, muhabbet ettim, herşey için teşekkürler :)
işte böyle...
ve norah jones dinliyorum şimdi "come away with me" albümünü... bu albümün gerçekten ayrı bir yeri var. tek kelimeyle mükemmel, büyüleyici !!!
ne zamandır bloga yazamıyorum. yakında blogger 'dan taşınmayı düşünüyorum belki ondandır. yeni daha ferah bir yer arıyorum kendime :) şöyle manzaralı falan ;)



