Epeydir yazacağım ama bir türlü fırsat olmadı. Araya hep istenmeyen üzücü olaylar girdi. Biraz nefes almışken, ne olacağını bil(e)miyorum ne de olsa, fırsat bu fırsat diyerek yazayım istedim. Yaz(a)mıyor olmam okumadığım anlamına gelmiyor. Konuyla alakası yok ama Power XL'de Leman Sam 'ın "Gönül" şarkısı çalıyor şimdi. Ne zaman bir Leman Sam şarkısı anons edecek olsa aynı cümleyi tekrarlıyor DJ "Diplomatik konserlerin aranılan ismi" :) Neyse, ben kaldığım yerden devam edeyim.
Babamın Bavulu - Orhan Pamuk
Önce bir itiraf, henüz Orhan Pamuk 'un romanlarından hiçbirini okumadım. Okumaya çalıştığım ama okumaktan hoşlanmadığıma dair bir şey kalmış kafamda. O nedenle bir daha hiç denemedim okumayı. Sanırım bir akşam on civarı Taksim'den eve dönecekken bir kitapçıya girip aldım bu kitabı. İyi ki de almışım, o saatteki trafik bile insanı çıldırtmaya yetiyor. Trafik sayesinde otobüste bitirdim diyebilirim kitabı :) Neyse, kitabın konusuna geleyim ben. Kitabın arka kısmında "Yazarlık nedir, niye yazar olunur, hayat ve yazmak, yazarlık sabrı ve roman sanatının sırları üzerine mücevher değerinde kişisel bir kitap." diye yazmışlar. Güzel de yazmışlar, iyi anlatmışlar. Orhan Pamuk 'un konuşmalarından oluşmuş bir kitap.
...
Yazarlığın en güzel yanı, eğer yaratıcı bir yazarsanız bir çocuk gibi dünyayı unutabilmek, gönlünüzce oynayıp eğlenirken kendinizi sorumsuz hissedebilmek, bildik dünyanın kurallarıyla oyuncaklarla oynar gibi oynayabilmek ve bütün bunları yaparken de aklımızın bir köşesiyle bu çocuksu ve özgür şenliğin arkasında daha sonra okuyanları bütünüyle bağlayacak derin bir sorumluluğun varlığını hissetmektir. Bütün gün oyun oynarsınız, ama derinden derine herkesten daha ciddi olduğunuzu da hissedersiniz. Hayatın özünü, onunla doğrudan karşılaşmanın gücünü, yalnızca çocukların yapabileceği bir içtenlikle ciddiye almışsınızdır. Özgürce kurup oynadığınız oyunun kurallarını kendiniz cesaretle koydukça, okurların da bu kuralların, dilin, cümlelerinizin, hikayenin çekimine kapılıp sizi takip edeceklerini hissedersiniz. Yazarlık okura "Bunu tam ben de söyleyecektim, ama o kadar çocuksu olamadım." dedirtebilme hüneridir.
...
New York Üçlemesi - Paul Auster
Cam Kent, Hayaletler, Kilitli Oda
Tesadüfler, kilitli odalar, olayların arasındaki ilişkiler, geçişler... Kafamı karıştıran ama elimden bırakamadığım bir kitap. Kitabın arka yüzünden: "Sokuldukları kafesin sınırlarının nereye vardığını ancak kurtulunca anlayan kahramanlarına -ve okuruna- üzerlerindeki baskıdan kurtulma kapılarını açacak anahtarları da sunuyor. Gerçek okur bu metnin, dünyayı başka bir açıdan göstererek ruhlarımızın çizgilerini yansıtan bir havuz olduğunu görecektir." Havuz boz bulanık, ben pek bişey göremedim :)
...
Sonunda her hayat, nedeni belirsiz olguların toplamından, rastlantısal kesişmelerin, rastlantıların, kendi amaçsızlıklarından başka bir şey açığa vurmayan gelişigüzel olayların kaydından başka bir şey değildir.
...
Başka bir deyişle: Öyle sanıyorum ki benim mutlu olacağım yer hep bulunmadığım yer olacaktır. Ya da daha açık söylemek gerekirse: Bulunmadığım yer, kendim olduğum yerdir. Ya da, iyice dobralaşırsak: Dünyanın dışında neresi olursa olsun.
...
Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca - Selçuk Altun
(Z)engin ama aylak estetimiz Sina İnsan. Romanı elinize alıp bakarken belki kafanızda bir önyargı oluşabilir. Bir romandan daha çok bir rehber kitap olduğunu düşünebilirsiniz. O kadar çok kitap, yazar, şair, ressam, heykeltraş ismi geçiyor ki kitapta. Ama buna takılmayın siz. Okumaktan büyük keyif alabilirsiniz, en azından ben aldım. Hem bu rehber özelliği de faydalı oluyor romanın :) Yazarın tıpkı Paul Auster'ın Cam Kent'te yaptığı gibi kendisini de romana dahil etmiş olması gülümsetiyor insanı. Ohannes Yertvartyan 'ın izinde ve dünyanın en iyi ressamının peşinde geçen ilginç bir roman.
...
Tualine savurduğu ilk fırçada istediği dramı yakalamış bir soyut ressam denli keyiflendim.
...
Çiçeklerin Tanrısı - Hamdi Koç
Şu aralar favori yazarım :) Okumadığım tek romanı kaldı, onu da alıp okuyacağım. Gerçi sondan başa doğru gidiyorum ama olsun. Kitabın ilk sayfalarını okuyunca imgelemimde var ettiğimle romanın gidişatı zıt yönlerdeydi bile diyemiyorum ikisi başka başka alemlerdi. Yazarın öyle bir niyeti olduğunu sanmıyorum ama neredeyse "sağ gösterip sol vurdu" bile diyebilirim bana ;) Romanın -benim için- beklenmedik rotasına uyum sağladıktan sonra herşey normalleşti, keyiflendi, kederlendi, olması gerektiği gibi oldu, son buldu, bitti, gitti.
söylene(bile)cek en güzel iki mısra:
Başkaları gitmiş olur, gidince;
Bir sen yakınsın uzakta kalınca.
sevgilerimle...

0 yorum:
Yorum Gönder