Günlüğüm - Anasayfa RSS ile kolayca takip edin ;) Aklınıza gelen neyse benimle paylaşın :)
Günlüğüm - Anasayfa
Türk Blog Yazarları

İki film

MD 'nin bu dünyadaki herkes mutlaka izlemeli dediği filmi ben de izledim :) Daha önce izlememişim, belki izledim de unuttum diye düşünüyordum ama izleyip unutmak ne mümkün bu filmi. Burada filmi anlatmak istemiyorum ama beğendim, şöyle güzeldi böyle güzeldi demekle de olacak gibi değil. Fakat kafamdan geçenleri yazarken bunların anlam kazanması için de filmden bahsetmem gerekiyor. Minimum seviyede tutmaya çalışacağım bunu. Filmde asıl kızımızın adı Helen. Kendisini canlandıran ise Gwyneth Paltrow. Gel de telaffuz et bu ismi :P Neyse, konumuza dönelim. Bir sabah işe gidiyor ve kovulduğunu öğreniyor. Ne kötü di mi? Sonra eve dönmek üzere metroya giriyor. İşte film burada kendisini özel kılan noktaya geliyor. Helen o an metroyu kaçırıyor. Bir sonrakini beklemesi gerekiyor. Film bu sahneden sonra Helen metroyu kaçırınca neler oluyor ve kaçırmasaydı acaba neler olacaktı üzerine kurulu. Hepimizin hayatı aslında böyle farkına bile var(a)madığımız küçük şeylerle değişiyor. Bizler asla farkına varmıyoruz bunların ama oluyor işte. Filmde kendisi gibi güzel ve akıllı bir kadını aldatan sevgilisi Gerry'de ilginçti. Gerry, Helen'ı eski karısıyla aldatıyor. Yaptığı şey ahlaksızca ama arkadaşıyla konuşurken "ahlaksız biri olsam bu durumdan rahatsız olur muyum?" gibi bir önermeyle yaptığı şerefsizliğe bahaneler uydurabiliyor. Aslında bu çok genel bir durum haline geldi. Günümüzde pek çok insanın yaşadığı bir durum neredeyse. Yani kadın ya da erkek kimi insanlar Helen'ın düştüğü durumda iken kimleri de Gerry'nin konumunda. Onun konumundaki herkeste aynı şekilde düşünüyor. "Ahlaksız biri olsam hiç rahatsız olur muyum?" deyip sonrasında yaptığı yanlışta, ahlaksızlıkta ısrarcı olanların kendilerini aldattıklarının bile farkına var(a)mamaları ne kadar üzücü ve ne kadar düşündürücü. Bu film 1998 yapımı. Neredeyse 10 yıl öncesinin yani. Geride kalan 10 yılda internet hayatımıza o kadar hızlı bir şekilde girdi ki. Aynı tarihli "You've Got Mail" 'i hatırlamayanınız var mı? Ne kadar romantik görünüyordu di mi Meg Ryan ve Tom Hanks? Joe'nun Kathleen'ı başka birisiymiş gibi aldatmasıysa son derece masumcaydı çoğu kişi için. Oysa öyle değil. Son 2-3 üç senedir internet Türkiye'de daha çok kullanılır oldu. Ve internet; arkadaşlık, oyun ve bahis siteleriyle eşdeğer oldu neredeyse. İlişkiler msn kayıtlarında, smiley yardımıyla yürüyor. Daha doğrusu yürümüyor. Nereden nereye geldim yahu :)) Daha çok uzayabilecek lafın kısası, MD'ye katılıyorum. Bu dünyadaki insanları, "Sliding Doors" 'u izleyenler ve izlemeyenler diye ikiye ayırabiliriz :P



80'lerin başında İngiltere. 12 yaşındaki Shaun babasını Falkland Adası savaşında kaybetmiş ve annesiyle beraber yaşamaktadır. Bir gün okul çıkışı dazlak gençlerle karşılaşır ve onlarla arkadaş olur. Bu gençler dazlaklar belki ama kendi hallerinde gençler. Bir gün hapisten yeni çıkmış dazlak arkadaşları Combo katılınca bu gruba işin rengi değişir. Bence herkesin izlemesi gereken bir film pek çok açıdan. Irkçılığın nasıl bir şey olduğunu görmek ve nerede bu etkinin kırıldığını anlayabilmek için. Shaun'da dahil, Combo ve diğerleri Pakistanlı bir bakkalın dükkanına girip tehditler savurarak dükkandan sigara, içki vs. çalarken ya da Pakistanlı küçük çocukları futbol oynarken tehdit edip evlerine yollarken hiç rahatsız olmuyorlar, yaptıklarının yanlış olduğunu düşünmüyorlar. Ama filmin son sahnelerinden birinde siyahi bir arkadaşlarının başına gelen şey, yaptıkları şeyin ne kadar yanlış olduğunu anlamalarını sağlıyor acı bir şekilde. Filmde bolca küfür ediliyor Pakistanlılara "Bu ülkede bu kadar işsiz varken onlar gelip bu ülkeyi sömürüyorlar ucuz işgücü olarak" gibi söylemlerle. Faşizm üzerine her ülkeye uyarlanabilecek bir politik sinema harikası diyebilirim bu film için. Elbette filmin bu politik yanı dışında 12 yaşında bir çocuğun bulunduğu ortamın, yaşadıklarının da tartışılması, düşünülmesi gerekiyor. Filmi izledikten sonra aklıma benzer şekilde ırkçılığın ülkemde asla olmadığı geldi ama bir an duraksadım. Combo'nun işsizlik ve Pakistanlılar arasında kurduğu bağın benzeri aslında bu ülkeye ucuz işgücü olarak gelen Romenler, Bulgarlar, eski Doğu bloğu ülke vatandaşları için de söylem olarak kullanılıyor. Sistematik olarak bir ırkçılık değil elbette hatta ırkçılık bile değil. Sadece işsizliklerine tepki olarak insanlar dile getiriyor bazı şeyleri ama bu şekilde atılıyor ırkçılığın tohumları. Önce kulağa gayet mantıklı gelen söylemler; sonrasında şiddet, acı ve gözyaşı.

Filmden sonra aklıma gelen bir başka şey daha var. Bir arkadaşım Londra'ya eğitim için gitmişti. Şimdi de İskoçya'da yaşıyor. Neyse, bir gün yazışırken oturduğu yerin nasıl bir yer olduğunu, memnun olup olmadığını sormuştum. O da oturduğu yeri sevmediğini söylemişti. Neden diye sorunca da "Hep doğulular var." demişti :) Bunu söyleyen arkadaş Kars'lıydı :))) hehe :))) Bahsettiği doğulular da Pakistanlılardı :D

7 yorum:

MoonSun11 dedi ki...

Sliding Doors'u iki kere izlemistim, uzun zaman gecmesine ragmen gercekten etkileyiciydi, hala aklimda :)) Aslinda bu tur filmler insanin kendini sorgulamasi icin de birer firsat veriyor bize :)

This is England filmini de en kisa surede izlemeye calisacagim, konusu oldukca ilgince benziyor...

umit dedi ki...

@moonsun11

Evet, çok etkileyici bir film. Kendini ve yaşadıklarını sorgulayıp, kararlar alması için.

"This is England" filmini tavsiye ederim, hem konusu ilginç hem de çok güzel veriyor doğru mesajı.

mahallenin delisi dedi ki...

öyle dedim di mi? yani aslında çoğu insan izlemeli diyelim. mesela anneannemle birlikte izlediğimizde sıkılmış, bi'türlü anlayamamıştı durumu: "ya bu kız niye saçını bir sarıya, bir kahveye boyayıp duruyor, karar verse ya birine" deyip çıkmıştı işin içinden =)

ben bu filmi "hayat" diye özetliyorum soranlara. yüzümüze kapanan ve yolumuzu açan kapılar ne olursa olsun varacağımız yer belli aslında. oraya varmadan geçeceğimiz yollarda ne kadar mutlu olacağımızı ise biz tayin ediyoruz. "hayat" : "sliding doors"

piel roja dedi ki...

sliding doors'u izlemiştim evet.. ilk izlediğimde yarısından başlamıştım filme ve aynen ben de bunlar ikiz yahuu diye izlemiştim. ahahahaa evet itiraf ediyorum:))
ikinci izlediğimde kendi halime pek bi güldüm o ayrı:D
ben de bu dünyadaki insanları Amelié'yi sevenler, hayran olanlar ve nefret edenler olarak ayırıyorum. ayrımcı bi insanım ben:PPP

FİGEN dedi ki...

Sliding Doors filminde kadere bakış açısı benimde çok ilgimi çekmişti... Aslında yaşayacaklarımız belli, ama bazen varacağımız noktaya daha acı deneyimler yaşayarak varabiliyoruz; acı da çeksek, olgunlukla da karşılasak yaşamda bazı şeyler değişmiyor...Güzel bir film

Pınar Altuntaş dedi ki...

Konu ile alakasız ama mimledim seni Ümit... ;)

umit dedi ki...

@mahallenin delisi

kesinlikle. sonumuz belli, sona giden yolda ne kadar mutlu olacağımız bize bağlı.

@piel roja

hehe :))

bu filmi yarısından izleseydim acaba ben ne düşünürdüm merak ettim şimdi :D

ayrımcı insan, yaptığın ayrımlara bir tane de ilave edebilir miyim? "henüz Amelié'yi izlememiş olanlar" diye :P

@figen

Değişen bizler oluyoruz...

@pınar altuntaş

gördüm mınar :))