Nasıl yazıyordu romanda hatırlamaya çalışıyorum. Sanırım şöyleydi; gerçek, yalanın donup kaskatı olmuş halidir. Buna benzer bir şeydi. Hayatımızın odak noktasındaki şey yalan günümüzde. Hepimiz bir şekilde, bir yerinden yalana bulaşıp onun esiri haline geliyoruz farkına bile varmadan. Tahsin Yücel "Yalan" isimli bu romanında yalanı, bireyin ve toplumun yalanla olan ilişkisini gözler önüne sermiş. Ticarete, eğitime, politikaya, ilişkilerimize, iş yaşantımıza, inanışlarımıza sinmiş olan yalanı Yusuf Aksu ve çevresindekilerin karakterlerinde bizlere aktarmış. Hayatı boyunca yalan söylemediğini söyleyip tüm hayatı bir yalan üzerine kurulu Yusuf Aksu romanın kahramanı. Daha henüz onyedi yaşındayken yaşamını kaybeden arkadaşı Yunus Aksu'nun ardından hayata küsen, hayatı sadece ansiklopedi sayfalarından öğrenen, o sayfalarda yaşayan bir ihtiyarın öyküsü. Ömrünün son günlerinde yaşadıklarının trajikomik hikayesi. Yusuf Aksu, Yunus Aksu, Bayram Beyaz, Erkek Cemile, Zeynel Duman, Prof.Dr. Osman Nuri Balcı, Firuz Polat, Beşinci Murat,Cazibe Çelebi ve diğerleri... Romanla ilgili en büyük üzüntüm sevdiğim bölümlerin altını hiç çiz(e)memiş olmam. O kadar çok güzel bölüm var ki aslında unutulmaması, gözden geçirilirken arada dikkat çekmesi gereken. Artık ileride bir kez daha okuduğumda kısmetse :) Ama gene de bir bölümü burada paylaşmak istiyorum sizlerle. Romanın sonlarına doğru Dostoyevski'ye bir saygı duruşunda bulunmuş Tahsin Yücel konuşturduğu karakterlerle.
"Peki önemli olan ne sence?"
"Yaşamak, bir de yaşamayı bilmek, bir de yaşamın değerini bilmek. Bir de görmek, evet, görmek, en iyisi bu. Bunu Dostoyevski kadar hiç kimse öğretemez bize. Dostoyevski herşeyin özüne götürür insanı, herşeyin özünü gösterir olduğu gibi."
"Nasıl yani?"
Beşinci Murat, neredeyse sinirli bir devinimle, Budala'nın Türkçe'sini aldı, sayfalarını hızla çevirmeye başladı. Sonra kitabı Yusuf Aksu'nun önüne koydu.
"Şurayı okudunuz mu, hocam? Şu idamlığın son dakikaları konusunda anlatılanları?" dedi. "Ona öyle geliyordu ki şu beş dakikada öyle çok yaşam yaşayacaktı ki şimdilik ölümü düşünmeye hiç gerek yoktu. Sonra şurası hocam," diyerek bir iki sayfa daha çevirdi. "Evet, bir de şurasını okuyalım hocam! Daha yaşayacak çok zamanım var, bu üç sokak geçilecek daha, sonra şu sokak, sonra sağ yanında bir fırın bulunan sokak... Fırına gelinceye kadar çok zamanımız var daha. Ölmek üzere olan adamın bu yaşam tutkusu, yaşamın bu karşı konulmaz, bu ölümü unutturan gücü!
Tahsin Yücel'in 2003 Ömer Asım Aksoy ve Yunus Nadi Roman ödüllerini de alan "Yalan" isimli bu romanını okumanızı tavsiye ederim ;)

8 yorum:
hümiiiittt:)
hözdeeeeeeeennnn :))
yalaaannn:))
gerçeeeekkk :))
azraiiiilllllll:)) anladın sen onuuu:P
@soulferrous
anlamadım yahu :)
ben sana geçen hafta anlatmışmıydım hastane olayını acaba? azrail deme bana :P
Sen bana hastane olayını anlatmadın ama ben sana azraille araba olayını anlattım:) hatırlamıomusun? unutkan seniii:)
@soulferrous
hehe :)))
İn arabadan iki rekat namaz kıl :P
Unutmadımmmm :D
Ama aklıma gelmemiş ne de olsa sabahın ilk iş saati ;)
Yorum Gönder