http://www.youtube.com/watch?v=8IlK4JdC4bs
Bu ülkede sanatçı kelimesini gerçekten hak eden birkaç gerçek sanatçıdan biriydi Barış Manço. Onun şarkılarının apayrı bi yeri var. 7'den 77'ye hepimiz sevdik onu :D Sekiz yıl önce kaybettik, nur içinde yatsın...
http://www.youtube.com/watch?v=u1q4LfNACSQ
yine yol göründü gurbete
olduğum kişi
ah ne hayatlar ümidiyle zamansız yollara düştük
ilk yenilen biz değildik elbet gün oldu dünyaya küstük
ağlama anne benim için ağlama
bende herkes kadar aldım acılardan, yandım
sen ne olur çocukluğumu sakla
tek kalan bu elimde avucumda...
Çocukluğum... Hatırladıkça insan daha çok özlüyor o günleri. Herşeyin, herkesin daha masum olduğu, olduğumuz günleri. Bir çikolata, basit bir oyuncak ne büyük bir mutluluktur. O günlerde hayaller vardır hep geleceğe dair. Kimimiz itfaiyeci olmak ister, yangınları söndürmek için. Kimi doktor olacaktır, doktor amcalarına teyzelerine özenip. Yada tweety 'i tom 'un elinden kurtaracaktır, temel reis'le safinaz'a yardım edecektir kabasakal'ın tuzaklarına karşı :) Süpermen olacaktır kimileri de :D
Sonra yıllar geçmeye başlar. Ve bu ömür boyu böyle devam edecektir. Yıllar geçtikçe geçmişe her baktığında "ne çabukta geçti" desen de sana farkettirmeden geçmeye devam edecektir yıllar.
Yıllar geçmeye başlar demiştik ve yıllar geçtikçe bu masum hayaller şekil değiştirmeye başlar. Artık kim olacağıyla ilgili çevresinin de etkisiyle daha "mantıklı" hayaller kurmaya başlar insan. Bir avukat olacaktır ve tüm davaları kazanacaktır. Bilimadamı olacak ve Nobel alacaktır. Büyük bir yazar olup, kalın kalın kitaplar yazacak ve bu kitaplar herkes tarafından okunacaktır. Kendini bu kadar yormak istemeyenler futbolcu olmayı hayal eder. Önce Beşiktaş 'a sonra Real Madrid'e transfer olacaktır. Yada büyük bir "sanatçı" olacaktır. En güzel şarkıları söyleyecektir ve tabi en fazla paraları alacaktır.
Yapacağı iş kadar gün geçtikçe hayatıyla ilgili de hayaller kuruyor insan. Aşık olacaktır ! Evet, dünyanın en güzel kızına/erkeğine aşık olacaktır. Bu dünyadaki herşeyden daha çok sevecektir onu. Her an, her yerde onu düşünecektir. O da onu sevecektir tabiki... Evlenecek ve hep mutlu olacaklardır. Güzel bir kızları olacaktır. (ben öyle istiyorum :) Bir de erkek çocuk. Başka şeyler de vardır tabiki. Hep güçlü olacaktır, başarılı olacaktır. İş hayatında, okulda, hayatın içinde... Herkes onu sevecektir, güvenecektir. Dinleyecektir, dinlenecektir. Çok paralar kazanacaktır. Güzel bir ev, bir de araba alacaktır.
Fakat gün geçtikçe hepsini geride bırakıyor insan. Hepsi geride kalmaya başlıyor. Önce süpermen olmaktan vazgeçiyor, olamayacağını anlıyor. Sonra başarısızlıklar yaşıyor, hüsranlar. İstediklerini elde edememenin acısını yaşıyor. An geliyor kızıyor, nefret ediyor, küfrediyor içinden kendisine, herşeye, herkese... Aşık ol(a)mayacağını, aşık olun(a)mayacağını anlıyor... gözyaşı döküyor gözünden akanlardan çok içine akıttıkları yakıyor, acıtıyor, incitiyor insanı. Kimseyle paylaş(a)madıkları, kendisine bile itiraf etmekten kaçtıkları...
Ve gün geliyor geriye sadece bir kişi kalıyor insana, olduğu kişi, "olduğum kişi". Yanlışları, doğruları, başarıları, hüsranları, günahları, sevapları, ürkekliği, korkuları, başarısızlıkları, hayalleri, geçmişi, geleceği ve bugünüyle olduğum kişi.
Olduğunuz kişiyi sevin, ne olursa olsun. Ve ümidinizi yitirmeyin asla... Daha iyi bir ben ve daha güzel günler için... Üstadın o iki mısrasında yazdığı gibi:
Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
Fakat asla ümitsizliği değil...
yağmurun elleri
küçücük bir bakışın
çözer beni kolayca
kenetlenmiş parmaklar gibi
sımsıkı kapanmış olsam
yaprak yaprak açtırırsın
ilk yaz nasıl açtırırsa
ilk gülünü gizem dolu
hünerli bir dokunuşla
hiç kimsenin yağmurun bile
böyle küçük elleri yoktur
bütün güllerden derin bir sesi var
gözlerinin
başedilmez o gergin kırılganlığınla senin
her solukta sonsuzluk ve ölüm...
Nasılsın ?
İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime,
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar...
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime,
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman,
Ne arayan beni, ne soran...
Eeeehh, daha iyi be, bunun böyle olduğu...
Minnetim ve borçluluğum yalnız sana kalsın.
İyi günlerimde benim unuttuğum insan eli
Nasılsın?...
Kullanışlı Web Siteleri Yaratma
Websiteleriyle bir şekilde ilgileniyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Kısa sürede okuyabileceğiniz, güzel bir anlatım diline sahip, çok işinize yarayacak bir kaynak olmuş Steve Krug 'un kitabı. İlk baskısı 2001 yılında fakat daha sonra yapılan güncellenmiş 3 bölümle olan baskısı Açık Akademi yayınevi tarafından türkçeye çevrilerek yayınlanmış.
kitapyurdu linki için tıklayın
Kitaptan hemen paylaşabileceğim bikaç şey :
- Bir site yaparken, işiniz, soru işaretlerini yok etmektir.
- Sayfada genelde hiç bakmadıkları büyük parçalar bile oluyor. Kullanıcının gerçeği "yanından saatte 60 mil hız ile geçilen ilan tahtasına" yakından bakmak...
- Bir şeyin nasıl çalıştığına kafa yormuyoruz. Hata yapa yapa başarıyoruz.
- Herkesin kendimiz gibi olduğunu düşünüyor değiliz. Bir yerlerde bizim çok sevdiğimiz şeyleri sevmeyen bazı insanlar olduğunu biliyoruz. Ancak mantıklı insanlar değiller. Hem sayıları da çok fazla değil :)
Benim kitabı okuduktan sonra en çok merak ettiğim şeylerden birisi acaba kitapta Steve Krug 'un anlattığı tarzda kullanılabilirlik testlerini yapan firmalar var mı ülkemizde ? Ben pek sanmıyorum kullanılabilirlik testi için bütçe ayıracak, test eden kullanıcılara ücret ödeyecek internet girişimleri olduğunu.
Çocuktum
Hep kardan adamlar süslerdi düşlerimi
Büyüdüm
Hep kandan adamlar oydular yüreğimi
Çocuktum
Hep ölümsüz aşkları okurdum masallarda
Büyüdüm
Ne aşklar satıldı o körkütük masalarda
Çocuktum
Şerefti itibardı bütün kapıları açan anahtar
Büyüdüm
Hiçbir güç tanımadım para kadar
Çocuktum
Saçlarından yakalardım ümitleri
Büyüdüm
Ezberledim bütün ihanetleri
Çocuktum
Yaşam bir yağmur gibi düşerdi avuçlarıma
Büyüdüm
Şimdi hep çocukluğum geliyor aklıma
Sakın sen büyüme çocuk
tv 'de ne var :)
uyarı: görüyorumki pek çok kişi google'da "tv de ne var" diye arattırıp bu yazıya ulaşıyor ve eminimki aradığınız bu değil. size tavsiyem: tvdenevar.com
Ne sıkıcı bir cumartesi günü oluyor böyle derken uzun zamandır yapmadığım bişeyi yapıp televizyon seyretmeye karar verdim :) Bakalım ne kadar dayanabilcem diyerek başına geçtim tv'nin... Televizyonla tek alakam haberler, arasıra izlediğim spor müsabakaları ve tabiki illaki mutlaka :D " 24 ". Bol bol zapping yaparak geçmiş yaklaşık iki saatimi sizlerle paylaşıyorummm...
- Hangi kanaldı hatırlamıyorum çünkü çok hızlı zapping yaptım, pek belgesel seyredesim yoktu... Ama İnka 'ların 1532 yılında çiçek salgını yüzünden çöktüklerini öğrendim kısacık bi sürede.
- Bu hızlı zappingten sonra KanalTürk'e geçtim. Aha o da ne :) Tuncay Özkan miting yapıyor? Anlamıyorum siyasetçi değil bişey değil bu adam, bikaç yıl öncesine kadar gazetecilik ve televizyonculuk yapıyordu. Birden bir televizyon kanalı kuruyor ve şimdi de mitingler. Yaklaşık onbeş yirmi dakika falan izledim, bi kere tarzını hiç sev(e)miyorum bu adamın. İnsanları tahrik etmeye yönelik konuşuyor gibi geliyor bana, belki doğru şeyler de söylüyor, ki söylüyor da. Mesela aklımda kalan bi cümlesi: "Bu ülkenin başına ne geldiyse sahte müslümanlarla sahte atatürkçülerden geldi." gibi...
- Sonra Skyturk'e geçtim. "Yazar Yazara" diye bir program varmış, ben ilk defa gördüm. Bir websitesi de var : http://www.yazaryazara.com Meltem Arıkan 'la Ahmet Tulgar vardı bu hafta. Bu programdanda Ahmet Tulgar 'ın "Kardeşim senin üstüne vazife mi roman moman, bi girmediğiniz bu iş kalmıştı... Bilmem Zekeriyaköy'deki yalısında varoluş sancısı acısı çekenler hiç umrumda değil valla" sözleri kaldı aklımda... Bu arada program Cuma akşamları 21:30 'daymış, ben tekrarını izlemişim.
- Müzik kanallarına bakarken kendimi uzun zamandır bu ülkeden uzakta yaşıyomuş gibi hissetim çünkü çoğunu tanıyamadım, gerçi tanıyamadığıma üzüldüm de diyemem :) Sadece PowerTurk'te "Özledim seni" diye bi şarkının klibini izledim, hoşuma gitti ama kim söylüyor göremedim.
- e2 'de "American Idol" yarışmasının elemeleri gösteriliyordu. Dünya gerçekten küçülmüş yada gittikçe Amerikanlaşıyor buna artık eminim. Buradaki benzeri yarışmalardan bi farkı yok gibiydi. Gene uzuuuuuun kuyruklar, tek amaçları şöhret olup para kazanmak olan türlü türlü ilginç tipler...
- AlJazeera'ya baktım daha sonra... Para var huzur var lafını boşa söylememiş birileri vakti zamanında :) Dubai'nin tanıtım filmlerini görünce insan şaşırıyor. Ve tabiki bu televizyon kanalını bir arap ülkesinde görünce. Bizimkiler niye böyle bişey yapmıyolar anlamıyorum. Yani ingilizce de olabilir tabiki ama asıl bu ülkeye hitap edecek dünyada olup bitenleri anlatabilecek bir haber kanalı niye yok? Haber kanallarında hep aynı haberler, hepsinde birbirinin aynı şeyler. AlJazeera 'deki habere bakarmısınız ? Kamboçya'daki elişi ipek işçiliğini, bizde halı dokuyan kızlar gibi oradaki kızların ipekten yaptıklarını, ekonomiye katkısını vs... anlatıyor. Haberi yapanda kendi muhabirleri.
Daha bi sürü kanal gezdim ve yeteeeeer artık noktasına gelince kapattım. Ne kadar çok televizyon kanalı var öyle :D
kötü bi gün...
• Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu katledildi. (1993)
• Diyarbakır'ın sevilen Emniyet Müdürü Gaffar Okan uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Hizbullah operasyonları ile dikkat çeken ve Hizbullah'ın ölüm listesinde birinci sırada yer alan Okan, Uğur Mumcu'nun bombalı saldırıda öldürülüşünün 8. yılında öldürüldü. (2001)
• Dışişleri eski Bakanlarından İsmail Cem, akciğer kanseri tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. (2007)
Bu ülke için değerli üç insan, Allah rahmet eylesin...
nilüfer 'le
Uzun zamandır dinlememişim Nilüfer... Ki dün geceden beri dinliyorum. Özlemişim. Bu kadar duru bir ses, müzik ve tabiki sözler. Ne varsa eskide var be kardeşim. Kim bulabiliyor eski Sezen Aksu şarkılarının tadını yada eski şairler, şiirler neden yoklar artık...
doğrusu yanlışı ağrısı sancısı ne varsa yaşanacak
gözyaşı ayrılık pişmanlık dargınlık hepsi benim olacak
kafamda bin bir türlü şey var aslında... geçmişe duyulan pişmanlıkla, öfkeyle yada geleceğe duyulan özlemle geçiyor bugünler. oysa ki sadece bugün var yaşanacak. şimdi, şu an.
sen eller gibi olamazsın, sevgi doludur yüreğin...
bu nasıl bir sitemdir böyle. dün duydum ilk bu defa şarkıyı ben. bir önceki postta yayınladığım "çarem benim" şarkısından bahsediyorum. çok güzel bir şarkı gerçekten, çok sevdim.
sokakları kamçılıyor rüzgarın sesi,
gözlerim yanıyor yağmur öncesi...
daha önce yazmıştım hayatın anlamı gibi yazılar ama artık anlam ver(e)mediğimden yazmıycam bi daha böyle şeyler...
5 Nisan 1988
Bu tarihte ne yaptığını söyle hemen :D Hatırlamıyomusun, ayıp yani.. Ben telgraf makinesinde hangi alfabenin kullanıldığını öğreniyomuşum okulda :) Az sayıda bulunan bilgisayara aktardığım bi kaç eski fotoğrafa bakarken gördüm şimdi.
uyumam lazım
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim ?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...
Midnight Express truth
Arda Kutsal 'ın bloguna bakarken gördüğüm bir haber. Alinur Velidedeoğlu bundan birkaç yıl önce bu filme konu olan Bill Hayes ile yaptığı özel röportajın iki parça halindeki videolarını YouTube 'a koymuş. Bu videoları popüler hale getirmek için siz de link verin, seyredin...
Midnight Express truth -Part 1-
Midnight Express truth -Part 2-
Parliament Pazar Gecesi Sineması Sunar
http://www.youtube.com/watch?v=p_vr_1afiyQ
Power XL dinlerken radyoda bu şarkı çalmaya başladı ve ilk aklıma gelen bu oldu... 90'lar... Çocukluk, gençlik... Ne heyecanla beklenirdi Star'da parliament pazar gecesi sineması, en azından ben beklerdim. Sadece filmleri değil müziği ve jeneriği görmeyi de beklerdim. Çok güzeldi gerçekten, vayy be... Zaman nasıl da geçiyor...
http://www.youtube.com/watch?v=8z24ncc2qXI
Listen to your heart
there's nothing else you can do.
Bekçi Mesut...
Ergun Babahan 'ın bugünkü SABAH gazetesindeki yazısı... Normalde link veriyorum sadece ama bu yazı çooook ağır bir yazı olsa da kelimesi kelimesine katılıyorum, o nedenle buraya tamamını koydum.
Üniversite farklı fikirlerin, aykırı fikirlerin, muhalif fikirlerin kendini özgürce ifade ortamı bulduğu bir alandır. Böyle olmasa, bütün üniversiteler İstanbul Üniversitesi gibi yönetilse, dünyada bilimsel gelişme diye bir şey olmazdı. Üniversite, tıpkı Meclis kürsüsü gibi, dokunulmaz bir alan olduğu için, egemen güçlerin baskı ve zulmünden uzak kalmayı başarabilmiştir. Üniversite için aykırı fikir, varlığının olmazsa olmaz koşuludur.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak, Balçiçek Pamir'e verdiği röportajda, kendisini bir üniversite rektörü olarak değil, kışla komutanı olarak gördüğünü anlatmış. Kolunda gamalı haçı eksik.
Neyle övünüyor adam, gençleri sürekli kamerayla izletmekle. Başka ne diyor? Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal'in üniversitede ders veremeyeceğini. Be adam sen kimsin. Kimse senin üniversitende ders verme talebinde bulundu mu? Bırak ders vermeyi, seninle aynı çatı altında olup aynı havayı solumayı kabul eder mi! Sen kimsin ki? Bilim adamı bile olduğun şüpheli. Sen devletin memurusun. İstanbul Üniversitesi'ne bekçi olarak atanmışsın. Senin hikayeni Orhan Kemal yıllar önce çok ustaca anlatmıştı. Adın sadece Murtaza değil, Mesut. Hoşgörüsüzlüğünle çok Mesut olduğunu anlatmak için konulmuş herhalde.
Öğrencinin hakkını savun(a)mayan, onu robot gibi gören, kendisi gibi düşünmeyen herkesten korkan bir bekçi. Senin adın bilim adamları listesinde almayacak. Sadece Emekli Sandığı çeklerinde yer alacaksın. Senin ve senin gibilerin yönettiği üniversitelerde zaten düşünürlere, yazarlara ders verdirilmez, konuşma yaptırılmaz, yumurta attırılır, tekme attırılır. Senin yönettiğin üniversite, olur olmaz her şeye tepki verir ama bir gazetecinin öldürülmesine sessiz kalır. Çünkü sizler demokrat değilsiniz.
Sizler elinizdeki gücü korumak, boğaz manzaralı evinize bir yenisini eklemekten başka bir şey düşünmezsiniz.
Siz, bilimin utancısınız.
Aslında ne olduğunuzu ben de çok iyi biliyorum, siz de. Onun için sen sadece bir rektörsün, bir bilim adamı bile değil. Onun için Türkiye deyince dünyanın dört bir köşesinde Orhan Pamuk, Yaşar Kemal akla geliyor, sen değil. Sen bir memursun. Sen Sezer'in onayından geçmiş, "temiz kağıtlı", bir profesörsün. Sen öldükten bir yıl sonra kimse seni anmayacak, hatırlayamayacak. Onlar ise yazdıkları her satırda hatırlanacak. Balzac gibi, Dostoyevski gibi, Tolstoy gibi. Çünkü, onlar halkların kardeşliğinden, demokrasiden yana. Sense baskıdan, yasaktan yanasın. Sen ve senin gibiler sayesinde Türkiye gençlerine tarihini öğretemiyor. Bizim zenginlik, çeşit, övünç ama kimi zaman da utanç gördüğümüz tarih sana sadece korku veriyor. Bu ülkenin tarihinden korkuyorsun, inancından korkuyorsun, gencinden korkuyorsun. O yüzden korku, öfke ve nefret dolu gençler yetişmesine hizmet ediyorsun.
Unutma, herkes rektör olabilir, zor olan insan olmaktır.
ben'den ve ran'dan...
dün ruhumun sesini dinledim (saf)ların arasında huşu içinde
bugün ku(r)şun lezzetinde bir romandan sonra diriliş(e) geçtim
leo nikolayeviç 'in hayat üzerine düşüncelerine göz gezdirdim
benim gibi basit ve cahil bir faniyi aştığına karar verdim
"ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum" mısrası geldi aklıma
bu muydu yaşadığım, ruh halim, halsizliğim, isteksizliğim
saçmalıyordum, şair ne derece ilahi birşey düşünmüştür
o dizeleri yazarken, ben iki yaşında bir çocukken daha
yeter artık! beynimi,ruhumu kemiren düşünceler çekin gidin
ne olacaksa olacak, nasıl olsa gün gelecek sen de öleceksin
*******************************************
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.
Kur(ş)un Lezzeti
" Müzik sistemini test niyetine The Cranberries 'ten Ode To My Family çalınırken ilk veto hakkımı kullandım; Serendipity'de, The Beatles 'tan sonrasına ait tek nota duymayacaktım! ( Yeri gelirse nedenini açıklarım.) "
İşin içinde Dolores olunca bir refleks olarak bu kısımla başlamak istedim kitapla ilgili yazmaya. Kitaptan bir bölüm tabiki burası ama sadece küçük bir detay.
Kitabın arka kapağındaki "İşinden, sığ çevresinden ve anılarından kaçan bankacı bir Beyoğlu arka sokağına sığınmıştı. Mutluluğa ulaşmak üzereyken bu kez iblisle karşılacaşak." cümleleri aslında kitabın tam bir özeti. Kitabı iki bölüm olarak görebilirsiniz. İlk cümle ilk bölüm ve ikinci cümle ikinci bölüm. Taşındığı apartmandaki karakterler, mektuplar, diyaloglar var ilk bölümde.
İkinci bölümse bir medya deviyle yani Kani İzmirli 'yle ilgili. O da kim ? Kitabı okuyun :)
Ben başladım ve bitirdim bir günde... Güzel bir kitaptı, tavsiye edebilirim.
Kur(ş)un Lezzeti - Selçuk Altun
böcük ???
using System;
class MyLife
{
static void Main()
{
string myself = "Ümit Kurt";
string something = "I Don't Know";
double aNewStart = new double();
aNewStart=myself+something;
}
}
// lütfen olaya biraz duygusal yaklaşalım :D böööle basit bi hatayı
// nasıl olur da göremezsin demeyinnn :) o kadar basit diil çünkü....
what on earth can i do :)
http://www.youtube.com/watch?v=3g7JCKLyb-E&eurl=
ben başka birşeyi arıyodum ama bu çıktı karşıma. bu kadar genç görmemiştim daha önce. hoş bi şarkı bana göre, video da güzel :) kim olduğunu tahmin edebiliyomusunuz ? youtube'a bakmadan buradan izleyerek tahmin edin ;)
bu arada kitapyurdu ilk testi geçti gibi :) yani diğerlerinden daha ucuza satıyolar kitapları ve bir sorun yaşatmadılar bana...
bir güvercin kadar ürkek, bir o kadar özgür
Böyle yazmış Agos gazetesindeki en son yazısında Hrant Dink. Ve "ama biliyorum ki bu ülkede güvercinlere zarar vermezler." diyerek bitirmiş. Ne yazıkki zarar verdiler. Bugün kim tarafından ne şekilde kullanıldığı belli olmayan 18-20 yaşlarındaki bir genç tarafından adice öldürüldü. Kendisini seviyor değilim, ermeni de değilim, düşmanda değilim Hrant Dink'e. Bir insanın sadece düşünceleri yüzünden öldürülmesini, yaşam hakkının elinden alınmasını kabul edemiyorum. Bir insanı öldüren insanlığı öldürmüş sayılır denen bir dinin mensuplarının yaşadığı bir ülkede din adına, milliyetçilik adına bunların nasıl olduğunu anlayamıyorum sadece. Bu kadar mı basit insanların beynini yıkamak, onları kendi çıkarları için kullanmak? 2007 pek iyi bir yıl olmayacak diyorum başladığından beri, öyle bir his var içimde. İnşallah yanılıyorumdur ama daha ilk ayda olan bu cinayet hiç iyi bir başlangıç olmadı bu ülke için. Kendisine Tanrı'dan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
huanchu daoren der ki... ( ben de yorumlarım :)
Akılda maddi arzular yoksa, güz göğü altındaki durgun deniz gibidir. Yanında bir arp ve kitaplar varsa, dağların kalesinde ölümsüz bir sığınağın var demektir.
Huanchu amca maddi arzular yok valla ama akıl kalmadı ki bende :) Neyse, arp ta yok bu arada. Nerden bulcam arpı bu saatte, olsun karmaturka var. Sen de olsan beraber dinlerdik ama tabi sen rahmetli olalı kaç yüz sene olmuş... olsan severdin sende ama eminim... kitap var aslında ama onu okumak istemiyorum, kusura bakma... kitapyurdu mail atmış yoldaymış kitaplar. onlar gelsin, onları okusam olur dimi :D
Kendini bir birey olarak kavradığında, ancak o zaman herşeyi herşeye emanet edebilirsin. Dünyayı dünyaya iade ettiğinde, ancak o zaman dünyevinin içinde dünyeviyi aşabilirsin.
Bak şimdi gecenin şu saatinde yüzlerce yıl öncesinden beni bu kadar yorma ya... Ben istemedim zaten bu dünyayı, geldik gidiyoruz işte. Hem nereye iade edicem, kim alır?
Kişi, mutluluğu aramamalı, yalnızca mutluluğu çağırmak için neşeyi beslemelidir. Kişi şanssızlıktan sakınmamalı, yalnızca şanssızlıktan kaçınmak için kötülükten kurtulmalıdır.
Mutluluğu aramamak ??? Bu ne demek şimdi, olmadı bak. Gerçi sonrasında söylediğin de mantıklı. Mutluluğu çağırmak için neşeyi beslemeli. Ama paradoksal bişey bu. Neşeyi besleyebilmek için mutlu olmak gerekiyomu? Neyse, radyoda Hüner Coşkuner "Al götür beni buralardan, geceler geceler katilim olacak" derken nasıl neşeli olayım, gel sen ol kolaysa :) Bende bi kötülük falan yok ama şanssızlık gene de var, napcaz şimdi?
Gönül konularında, kendini hemen verme, kendini verdiğinde diplere batarsın. İlkesel konularda güçlükten korkarak geri çekilme; bir kez gerilesen, zeminini hepten yitirirsin.
Doğru söze ne denebilir, no comment !!!
Özveride bulunurken, duraksama; duraksarsan, özverideki niyetin aşağılanır. Başkalarına verirken, ödül bekleme, ödül beklerken vermedeki niyetin yanlış olur.
Ödül falan beklemedim hiç kendimden bişeyler verirken, özveride bulunurken, yardım ederken hiç kimseye hiç bi zaman. Bu konuda içim çok rahat. Ama.... bir ama var tabiki burada ister istemez. neyse, girmeyelim çıkamayız yoksa.
Başkalarına güvenenler, herkesin içten olmadığını göreceklerdir; ama kendileri içten kalırlar. Başkalarından kuşkulananlar, herkesin kendilerine ihanet etmediğini göreceklerdir ama kendileri hep ihanet içinde olurlar.
Çok ağır bir söz... Yani bu saf çocuk insanlara içten yaklaşır, pek çok kere de görmüştür herkesin öyle olmadığını. Buraya kadar anlıyorum seni. Yalnız başkalarından kuşkulananlar hep ihanet içinde olurlar. Bunu ne anlamda söyledin acaba ?
ikinci fahri temsilciliğim :)
KarmaTurka 91.0 'dan sonra ikinci bir karma daha :D K-Rock FM 94.5 'i de güvenle kullanabilirsiniz pardonnn dinleyebilirsiniz :)) Ben bu radyoyu da çok sevdim... Bir de KarmaTürk 99.0 var ama onu dinleyemedim, o nedenle bişey diyemiycem.
i believe in you
http://www.youtube.com/watch?v=P_7wP8wK6PE
bu akşamın favorisi, defalarca dinlenecek şarkısı...
bu kadar da konsolosluk gezilmezki :)
Daha önce de birkaç kere okuyun diye yazdım ama hala okumayanlar varsa internetten takip etsinler yazılarını Yılmaz Özdil 'in... Bugünkü yazısını özellikle okumanızı tavsiye ederim. Başbakanın geçen gün ortaya attığı fikir hayata geçerse bir babayla oğlunun ihtimaller dahilinde yaşayabileceği acıklı öyküsü :))
SABAH - Yılmaz Özdil / Vize...
günaydın
günaydın herkese,
bu gece belki de ilk defa bir radyoyu arayıp istekte bulundum :) evet, itiraf etmem lazım bunu. saat ikiydi hemde. karmaturka'yı dinlerken birden sürpriz olarak arayan ilk üç dinleyicinin isteğini yayınlayacağını söyleyince çetin erker, zaten uyuyamadığım sadece sağa sola dönebildiğim yataktan kalkıp aradım. telefona çıkan arkadaşa isteğimi söyleyip beklemeye başladım. bir kaç dakika sonra radyoda müzeyyen senar 'ın "benzemez kimse sana" şarkısı anons ediliyordu, ümit korkut tarafından istenen :D neyse, soyadımdan ziyade şarkıyı doğru anlamış olması önemli. daha sonra da arayan ilk üç dinleyicinin şiirlerini okuyacağını söyledi ama birkaç dakika boyunca "acaba hangi şiiri istesem?" diye düşündükten sonra "aramışlardır şimdiye" diyerek bundan da vazgeçtim. sonra da kapattım bilgisayarı. zaten hiç uykum yok uyumamış olmama rağmen, bir de radyoyu dinlemeye devam edersem sabaha kadar uyumayacağımı düşünerek. gerçi pek bişey değişmedi gene de. üç dört saat uyudum en azından.
herkes için çooooooook güzel bir hafta olsun, herkes mutlu olsun lütfen, işler yoluna girsin, sınavlar iyi geçsin, gülümsesin taaa içten sımsıcak bi şekilde, teşekkürler!!!
boşver be yaşı başı
Boşver be yaşı başı !
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver ?
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna,ondan haber ver ?
koyma bir kenara yüreğini,aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün ?
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman,
aklında maşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk,sen ondan haber ver ?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü.
öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin,
savrul gitsin...
boşver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?
aklını alda öyle git,
ister bir duvara,ister bir odaya,ister kıra bayıra vur da git.
dert etme ellerini,onlarda gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna....
yaşa be,yaşa da öyle git,gireceksen toprağa...
yaş yetmişe gelse bile,hayat daha bitmemiş,
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR diyemiycek misin ?
Can Yücel
gecenin bir vakti
elektrikler yeni geldi. herşeyin elektriğe bağlı olması ne garip. olmadığı zaman sanki duruyor hayat.
aslında uykumun olması lazım neredeyse hiç uyumadım çünkü. bütün gece bilgisayar başında bir işle uğraştım ama şu an hiç uykum yok. yeni yılın ilk onbeş günü geçti bile. zaman çok çabuk geçiyor.
istekler, beklentiler, hayaller, hayal kırıklıkları, gerçekleşmeyecek düşlerin tokatı, sersemliği, olmayacak dualar, soğuk, karanlık, beklemek, sessizlik, yalnızlık, yalanlar, değişmek, değiş(e)memek, düşünmek, düşün(e)memek, kararsızlık, istanbul, tebessüm, yanlış yapma ve en önemlisi saçmalama hakkım... hepsinden önemlisi dostlar...
Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım
Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin
Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı
Sezai Karakoç
bir soru
uykucu nerdesin ???
not: devreeeeemmmmmmm bitirdin beni :D umarım istediğiniz gibi olur şu sayfalar,az kaldı gibi. kahvaltımı yapar öyle yatarım :))) ne yatması, vakit çalışma vakti... bu arada gecenin bu vaktinde yada sabah olmak üzere sabah diyelim :) karmaturka güzel çalıyor, arada krock ta dinliyorum.
eğil salkım söğüt eğil
ya biliyorum ki bu kadar video koymak hoş olmuyoooo :) ama kimin umrunda :D
bugün ışıklarda beklerken (araçlar için kırmızı ışık yanarken ben neyi bekliyodum hatırlamıyorum :) yanımda duran arabadan zülfü livaneli 'nin sesi yükseliyordu...
düşlerin parlayıp söndüğü yerde
buluşmak seninle bir akşamüstü
umarsız şarkılar dudağında bir yarım ezgi
sığınmak gözlerine sığınmak bir akşamüstü
gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış
gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
bir orman bir gece kar altındayken
çocuksu uçarı koşmak seninle
elini avucumda bulup yitirmek yitirmek
sığınmak ellerine sığınmak bir gece vakti
ellerin bir martı telaşlı ve ürkek
ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı binbir soruyla
bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu
gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış
gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
ellerin bir martı telaşlı ve ürkek
ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
http://www.youtube.com/watch?v=TByizQrTfD4
tabi bu şarkıyı YouTube 'ta ararken bu şarkıyı da görüyor insan ister istemez ve dinliyor ve paylaşmak istiyor siz de dinleyin diyeeee :)
bir şafaktan bir şafağa...
http://www.youtube.com/watch?v=Vf1ir9aHh1M
bir erkek ağladığında
Bayramın ikinci yada üçüncü günüydü sanırım. Kendime bir bilgisayar kitabı almak için Megavizyon'a girmiş ve daha bilgisayar kitaplarının olduğu ikinci kata çıkamadan iki tane hediye kitap almıştım. Aradığım bilgisayar kitabını da bulamamıştım. Kitaplara bakıyordum öylesine. Raflardan birisinde "Bir Erkek Ağladığında" diye okumuştum. Ve o an bu kitabı almaya zaten karar vermiştim. Sonra kitabı aldım elime ve biraz baktım yazılanlara. Jülide Sevim adlı bir kadın psikoloğun Milliyet gazetesinde yazdığı yazılardan seçerek yayınlanmış bir kitaptı. İtiraf etmeliyim ki adını ilk defa orada duymuştum ve iyi ki ilk defa duymuşum. Daha önceden duymuş olsaydım yada ekşisozlük'teki hakkında yazılanları okumuş olsaydım almaktan vazgeçebilirdim. Ama kendisinin televizyonlarda program yaptığı dönem sanırım ben başka bir gezegene gittiğimden göremedim bunların hiçbirini. Başka bir gezegen ? "Uçmuş bu" diyenleri duyar gibiyim ama uçmadım, otobüsle gittim :) Önce Serinyol / Hatay'a. Gerçi oraya gitmeden önce İskenderun 'da Aysel 'in yanına uğradım, bütün gün benimle ilgilendi, sağolsun. Bak aklıma geldi, aradan neredeyse altı sene geçti hala bana çektiği fotoğrafları gönderecek... Neyse, daha sonra da gene otobüsle Anıttepe / Ankara 'ya gittim. Sanırım neden bahsettiğim anlaşılmıştır. Bir ipucu daha, uygun adım, marş : "Her şey vatan için, her şey vatan için" ;) Evet, askerlikten bahsediyorum.
Kışla denilen yer ayrı bir gezegen bu dünyayla alakası olmayan. Kendine has katı kuralları olan, içinde olan herkesin paylaşmak zorunda olduğu, çok güzel dostlukların kurulduğu, tecrübe kazanılan, yaşarken her an şafak sayılan, bitirdikten sonra anlata anlata hikayelerin bitirelemediği bir hayat dönemeci.
Nerden geldi şimdi aklıma askerlik hikayeleri ? Aslında biliyorum, gece Karmaturka'yı dinlerken programın yapımcısı Çetin Erker askerlikten bahsetmişti. Eğer gece ayakta olursanız, dinlemenizi tavsiye ederim geceyarısından sonra. Etkileyici bir sesten güzel şiirler ve türk sanat müziği.
Kitaptan bahsedecekken nerelere geldik böyle. Kitabı okumayı bugün bitirdim. Adına kanmayın, erkekler için yazılmış bir kitap değil bu. Hepimiz için yazılmış ve bir psikoloğun gözünden memleketimizdeki yaşamla ilgili, kendimizle ilgili doğrularımız, yanlışlarımız, yaptıklarımız, yapmadıklarımız, yapmamız gerekenler hakkında severek okuyabileceğiniz güzel bir kitap. Ben tavsiye ediyorum okumamış olanlara. Benim de yeni bir kitap almam gerekiyor.
Bir Erkek Ağladığında - Jülide Sevim
yine sana dair
sende ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende ben, imkansızlığı seviyorum.
güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.
sende ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla ümitsizliği değil..
Nazım Hikmet Ran
midnight lady
http://www.youtube.com/watch?v=Ye2LoCaZKCY
"Mutluluk, kelebeği görebilmekteydi. Bir gün istediği gibi sevileceğine yönelik umut taşıyabilmekteydi. Sırf var olduğu, böyle olduğu için kendini sevebilmekteydi bütün mesele. Hem o küçük, üç günlük ömrü olan kelebek başarabiliyorsa yaşamayı, kendisi de başaracaktı. Hem de içindeki acıyı, burukluğu, hayal kırıklığını yok ederek."
Neden yazıya bu klibin videosuyla başladım ? gün boyu dilimdeydi "losing my religion" diye tekrarlayıp durdum, o nedenle. güzel bir şarkı ve klip, bir kez daha izleyin.
Bir süre yazmayacağım dedikten üç gün sonra tekrar yazıyorum. İnsan anlaşılmak istiyor, paylaşmak istiyor. Konuşabilmek istiyor aslında herşeyi ama konuşamayınca bir şekilde kendini ifade etmenin yolunu arıyor. Eskiden bir günlüktü bu, kimsenin göremediği. Şimdiyse bir weblog, herkesle paylaşabildiği. Ama asla yerini tutmuyor.
İki bin yedinin ilk haftası bitti bile. Güzel mi başladı peki ? Kesinlikle hayır :)
Bu akşamı Chris Norman akşamı ilan ediyorum. Kabul edenler, etmeyenler... Kabul edilmiştir :) Daha önce de yazdım bunu daha çok YouTube galeriye dönüyor gibi blogum ama elden ne gelir. Bu şarkıları sizlerle paylaşmam gerekiyoooo benim :) Birkaç tane şarkısına rastladım bu amcanın tesadüf eseri ve çok hoşuma gitti. Sizlere beğendiğim iki tanesinin linklerini veriyorum, isteyen dinleyebilir...
Chris Norman - Broken Heroes
Chris Norman - Some Hearts Are Diamonds
Ve bir de Bryan Adams şarkısı olmazsa olmaz :)
When you love someone
Aslında mutlu olmak gerekiyor her zaman. Önemli olan dürüst olabilmek, güzel anları paylaşabilmek, acıya ortak olabilmek, çekinmeden konuşabilmek, kızabilmek, gözyaşı dökebilmek sevdiklerimiz için. Bunu yapabiliyorsak ve bizim için bunu yapan sevdiklerimiz varsa ne mutlu bizlere.
Bu arada epey bir zamandır okuduğum ve bitirmeye çalıştığım bir kitabı bitirdim. Microsoft 'un Yeniden Doğuşu. Bu kitapla ilgili bişey yazasım yok :) Şu an okuduğum diğer kitapla ilgili bitince bişeyler yazabilirim. Bugün yarın biter zaten. Sonra başka bir kitap almak gerekecek.
Ve bu posta adını veren o güzel şarkıda sıra...
http://www.youtube.com/watch?v=VHT22UnXHso
sevgilerimle...
ara veriyorum...
istanbul'da yaşayıp çamlıca'ya gitmeyi isteyipte üç sene gitmeyip bu akşam gitmenin ne anlamı var ki ? ben tepeye çıktığımda yağmur başlamıştı. çok yağmadı iyiki. sıcak bir çay, istanbul manzarası ve ben. ışıl ışıl bir şehir, sanki hiç uyumuyor gibi. tepedeki açık alanda pek kimsede yoktu hava nedeniyle. yaklaşık bir saat yalnız üçümüz vardık ama çay erken ayrıldı aramızdan. çalan türk sanat müziği ise insanı derinden etkiliyor.
bir süre bloga yazmayacağım...
sevgilerimle...
youtube - hüseyin boncuk - internet - hayat
Kişisel blogum daha çok YouTube galeriye dönmek üzere ama bunları paylaşmadan da olmuyor. bir şikayet yoktur umarım bu durumla ilgili. gerçi ne şikayet var, ne yorum, ne de başka bişey :) ben yazıyorum, ben okuyorum sanki gibime geliyor.
http://www.youtube.com/watch?v=-YM1CIkg9CY
Gelelim "Değmezsin Ağlamaya" diyen Hüseyin Boncuk kardeşimize :) Benim hoşuma gitti. YouTube olmasaydı nerden duyabilirdim ki bu şarkıyı, bu sesi?
Hüseyin Boncuk bize ulaşabiliyorsa kolayca yada tam tersine biz onu dinleyebiliyorsak bu internet sayesinde oluyor. Pek çok güzel şey daha oluyor internet sayesinde hayatımızda, tüm olumsuzluklarına rağmen. Sonuçta bu olumsuz davranışlar internetle ortaya çıkmış şeyler değiller. Bunları yapan insanların sorumluluklarında olan şeyler. Internet sayesinde yeni insanlar tanıyorsunuz, her gün milyonlarca blogtan değişik şeyler öğrenebiliyorsunuz. Bunlar sadece bilimsel falan değil. Herkes kendi tecrübelerini yazıyor. Tecrübe nedir? Hayatta yediğimiz kazıkların bileşke kuvveti :) Hayatın içinde olan herşeyle ilgili uçsuz bucaksız gibi görünen bilgi okyanusu.
Giderek internet hayatımızın doğal parçası haline geliyor. En azından bizler için :) E-mail kullanmayan insanlara bi garip bakıyoruz, sevdiklerimizin bloglarını takip ediyoruz, tanımadığımız insanların da, takip etmekle kalmayıp yorumlar yapıyoruz, düşüncelerimizi paylaşıyoruz, arkadaşlıklar kuruyoruz, dünyanın farklı yerlerindeki insanlarla iletişim kurabiliyor, yardım alıp yardım edebiliyoruz. Ve yeni nesil. Onlar için daha da vazgeçilmez, olmaması düşünülemez hale geliyor. Ödevlerini internetten araştırarak yapıyorlar, online oyunlar oynuyorlar, arkadaşlarıyla msn'de yazışıyorlar, e-mail alıp gönderiyorlar vs..vs..
Akşam devam ederiz ;)
Deja Vu ( film :)
Hiç yaşadığınız birşeyi daha önce de yaşadığınızı düşündünüz mü ? Ben düşündüm bi kaç kere başıma geldi bu ama bunlar çokta önemli şeyler değildi. Ama gene de yaşadım. Neyse, biz filme geçelim. Denzel Washington'ı zaten çok seviyorum bir aktör olarak. Bir önceki filmi "Man on Fire / Gazap Ateşi" filmini de sinemada izlemiştim ve o filmde de harikaydı. Bu filmde de beğendim. Tabiki sadece o değil diğer rollerdeki herkeste çok iyiydi bence. Ama özellikle bilimadamı Denny rolündeki Adam Goldberg 'i sevdim ben. Filmin konusuna gelince şöyle. New Orleans'ta donanma askerlerini bir kutlama için taşıyan feribota Oerstadt adında aşırı vatansever psikopat birisi bomba koyup patlatır. 543 insanın ölümüne neden olur. ATF ajanı Doug Carlin (Denzel) olay yerine patlamayı araştırmak için gelir. Daha sonra FBI ajanı Pryzwarra (Val Kilmer) onu özel bir ekibe alır. Gerisini söylemiyim :) Filmin heyecanı kaçmasın sonra. Sinemaya gitmeyi düşünüyorsanız " Deja Vu " yu izlenecekler listesinin başına koyabilirsiniz. Daha önce Fatih 'le gittiğimiz "Prestige" filminden daha iyi bir film bence. O film için başyapıt, yılın en güzel filmi gibi yorumlar okuyorum bazı sitelerde. Bence de güzel bir film ama öyle başyapıt,şaheser falan değil.
cem adrian - yağmur
http://www.youtube.com/watch?v=m7jNQJQXc0k
aslında önce "deja vu" filmiyle ilgili yazacaktım ama bu şarkıyı dinlemeye başlayınca bunu da paylaşmak istedim. belki benim gibi hala dinlemeyenler vardır bu şarkıyı. büyük bir zevkle dinliyorum, canlı performansları da harika olmuş. şarkının sözleri de güzel. bir de albümlerini dinlemek lazım, bakalım o nasıl.
günaydınnnnnnnn istanbuuuuuuuuuuuuuuuuul :))
neşeliyim :) neden ? bilmiyoruuuuuuummmmmmmmmmmmmmm :)
şu güzel şarkılar olabilir mi nedeni ? ki evet itiraf ediyorum onlar...
http://www.youtube.com/watch?v=7LUm-E4GPU8
doktor tavsiyesi, bi kaç kere üst üste dinleyin bu şarkıyı :) ve eşlik edin tabiki " ne nanınnaaa :D "
http://www.youtube.com/watch?v=NxxrRYmGR4I
teşekkürler sümeyra ;)
sabah sabah
Sabah gazetesini okurken beğendiğim iki yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
İlk yazı Fatih Altaylı 'nın yazısı : Herkesi Saddamcı yaptılar
Diğer yazı ise Ergun Babahan 'ın : Artık yeter
ikinci gün
okumaya başlamadan "gönül"ü dinleyin leman sam 'dan bir önceki postta... ben öyle yapıyorum. hatta ikinci kez dinliyorum. sözler






