
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’i, Bursa’yı İstanbul’u, Edirne’yi ve daha nice beldemizi geri alıp düşmanı denize döktükten sonra, kendisini bu görev için başkomutan atayan başkanı bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin huzuruna çıktı. Askerî harekâtının hesabını verdi. Aynen şöyle dedi:
“Arkadaşlar, kalbimde derin bir tahassür doğurmuş olan ayrılıktan sonra tekrar size kavuşmuş olduğumdan dolayı pek mes’ûdum. Cenâb-ı Hakk’a hamdeylerim ki, ordularımızın silâhlarına emanet ettiğiniz aziz ve mübârek maksat, arzu ettiğiniz vechile, emniyet ve itimadınızın yerine sarfedilmiş olduğunu gösteren mes’ûd bir neticeye ulaşmış oldu. En karanlık ve bedbaht günlerimizde, meclisimizin sarp ve yalçın bir kaya gibi azim ve imanı, talihin bu parlak inkişafına erişmek için lâzım gelen imkânı daima mahfuz (saklı) tuttu. Millî meselelerde şaşmaz akılcılık ile daima doğruyu ve daima iyiyi keşfeden ve bulan meclisimizin, bu neticelere ermekten dolayı duyduğu saadet kadar hak kazanılmış ne tasavvur olunabilir? Milletin mukadderâtını doğrudan doğruya deruhte ederek (üzerine alarak) ye’s yerine ümit, perişanlık yerine intizam (düzen), tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran meclisimizin civanmerd ve kahraman ordularının başında, bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş bulunduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarım, sizi, bütün dünyaya karşı temsil eylediğiniz hürriyet ve istiklâl fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum...”
23. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üyeleri, Atatürk’ün milletvekillerine ne derecede riâyet ettiğini, onları nasıl candan kucakladığını unutmıyacaklardır. Atatürk’ün hoşuna gitmediğini hemen herkesin bildiği şeylerden uzak duracaklardır.(Durmazlarsa bu halk onları durduracaktır, başkası değil.) Bugünkü refah ve huzurlarını, 1. Meclis’in kahraman milletvekillerinin fedakârlığına borçludurlar.
30 Ağustos Bayramı, Yüce Türk milletine ve Büyük Zaferi kazanan kahraman şanlı silâhlı kuvvetlerimize kutlu olsun.
26'ncı Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk CÖMERT 'in 23 Ağustos 2007 tarihinde yapılan devir teslim töreninde yaptığı konuşmadan bir bölümü buraya yazmak istiyorum. O zamanda yazmak istemiştim ama fırsat olmamıştı. Bugün tam zamanıdır diyorum, blogkürede gezip okuduklarımdan sonra. Kendi adıma teşekkür ediyorum Sayın Komutanıma." Sayın Cumhurbaşkanım,
Sözlerime son vermeden önce, kırk iki yıllık meslek hayatımda devletimizin en kritik kademelerinde görev yapmış birisi olarak, bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz; dünya üzerindeki konumu, tarihten gelen güçlü devlet birikimi, kültürel zenginliği, doğal kaynakları ve dinamik insan gücü ile, bizlerin fark edebildiğinden çok daha güçlü bir ülkedir. Bu potansiyel güç harekete geçirilebilirse, kısa bir zamanda dünyanın en güçlü ülkeleri tarafından dahi sözü dinlenen bir ülke olmamız mümkündür. Bu konuda bizler için en büyük engel, tüm farklılıklarımızı vatan sevgisi potasında bir türlü eritememek ve birbirimizi yeteri kadar anlamaya çalışmamaktır.
Atatürk ilke ve inkılaplarının ışığında ve vatan sevgisinin bütünleştirici atmosferinde; demokratik olgunluğumuzu pekiştirdiğimizde, birbirimizden kuşku duymak yerine birbirimizi daha iyi anlamaya çalıştığımızda, sorunlarımızı açık yüreklilikle konuşarak, düşüncelerimizin farklılığından kaynaklanan dinamizmi harekete geçirebildiğimizde, terörün son bulması ve yaşam standardımızın yükseltilmesi de dahil, ülkemizin bütün problemlerinin üstesinden gelmemiz hiç de zor olmayacaktır. Bu konuda, özellikle devletin üst kademelerinde bulunan herkese, büyük görevler düştüğüne inanıyorum. "
ps. 1nci kısım Yılmaz Öztuna'nın bugünkü köşeyazısıdır. 2nci kısım Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı web sitesinden alınmıştır.





Bu filmi tekrar izlemek çok keyifliydi. Epeydir tekrar izleyeceğim diyordum ama fırsat olmuyordu bir türlü. Tyler Durden gibi bir anti-kahraman daha yoktur sanırım. Daha önce de yazmıştım onun monoloğunu filmdeki, tekrar yazmıyorum o nedenle. İzlemeyen olduğunu sanmıyorum ama eğer varsa tavsiye ederim mutlaka izlesin. İzleyenler de tekrar izlesin ;) Matrix'ten çok daha felsefi düşünceler barındırdığına inanıyorum bu filmin, sırf ismi nedeniyle hak ettiği ilgiyi göremedi. Brad Pitt ve Edward Norton çok iyi bir ikili oldular.
Modacı kızımız vali hanımın oğluyla evlenmeye karar veriyor. Yalnız küçük bir sorunu var, zaten evli :) Eski kocasıyla da daha küçücük bir çocukken evlenmeye karar veriyolar, o da boşanmayı istemiyor falan filan. Bana ilginç gelen büyük şehirden Alabama'ya dönüşü yani güneye. Sanki Amerikayı çok bilirmiş, daha önce gitmiş gibi güney, güneyli gibi kavramlara aşinayım :) Çok fazla Hollywood filmi izlemekten hep. Amerika gerçeğini bir de Michael Moore'un gözünden "Sicko" belgesel filminde göreceğiz ;)
Sırf müzikleri için bile izlenebilecek bir film, ki bana göre güzel de ;) Renee Zellweger harikaydı. Tabii bunda rol arkadaşları Hugh Grant ve Colin Firth 'in de payları büyük. Filmde Bridget'e güldüğümüzde bir anlamda kendi şaşkınlıklarımıza, yap(a)madıklarımıza ya da yaptıklarımıza gülüyoruz :) En büyük özelliğiyse dili :D Doğru lafı doğru zamanda sokabilmek gibi süper bir yeteneği var :)) Şöyle bir gerçekte var ki, filmdeki gibi iki erkek neden öyle bir kadının peşinden bu kadar koşsun :P Aşkın gözü kördür, bir körde bana lazım, hehe :))
Steve Martin'in çok satan romanından uyarlanmış bir filmmiş. Film hadi izlenebilir de roman nasıl çok satmış anlayamadım ben. Filmde Mirabelle kızımız melekler şehrinde lüks bir mağazanın eldiven reyonunda görevli. Günlerden bir gün yaşlı, boşanmış ve zengin Steve amca gelip çıkma teklif ediyor. Tek istediği genç ve güzel kızla gönül eğlendirmek. Bir de Jeremy var ki evlere şenlik bir tip ama kızımızı gerçekten seviyor. Neyse, çok güzel bir film olduğu söylenemez ama izlenmeyecek kadar kötü bir filmde değil Shopgirl, izlersiniz ;)
Günlükten hemen sonra serinin bu 2nci filmini izledim. Arka arkaya çok iyi geldiler, neşe kaynağı oldular. Size de tavsiye ederim :) "Kill Bill" serisini de arka arkaya tekrar izlemek istiyorum, bakalım. Bridget tam sevdiği adama kavuştu derken kıskançlık krizleri nedeniyle kaybediyordu. Tayland'taki hapishane macerası da güzeldi :) Ama bir 3ncü film çekilmediği iyi olmuş, bence tadında bırakmışlar. Üçüncü filmde Hugh Grant- Colin Firth çekişmesi kabak tadı verebilirdi.
Üç kıtada birbirleriyle alakasız görünen farklı insanların ve olayların birbirine nasıl da etki ettiğini gösteren mutlaka izlemeniz gereken bir film. İzlerken aklıma "The Butterfly Effect" filmi geldi. O filmi bir kez daha izlemek lazım ;) Fas'ta turistik gezideki bir çiftin başına gelen bir olayın sonrasında bu olayın Faslı bir ailenin, bu çiftin çocuklarıyla bakıcılarının ve japonya'daki sağır dilsiz bir kızla babasının yaşantısına olan etkisi. Kültürel farklılıklar, yanlış anlaşılmalar, iletişimsizlik...
- Yaşayabiliyorsan, iki büyük sorumluluğun var aşkta. Aşkın sorumluluğudur. Bigâne kalanları yakar. İlki estetik sorumluluktur. Güzelleştirme sorumluluğu. Mâdem ki aşk, bir olanak, bir fırsat, bir tür tinsel ve tensel kayırmasıdır hayatın; bunun bedelini ödemelisin. Aşkın sana sunduklarına karşı borçlusun. Kime? İnsanlara. Hayata. Elbette sevgiline. Kendine. Nasıl güzelleştirilir aşk? Emekle, bilgiyle, estetik çabayla. Sonuçta bir yapıt, estetik bir yapıt çıkacaktır ortaya. Aşk denen insan yaratısı. Birlikte yarattığımız.
- Aşk iki kişilik yalnızlık olamaz. Tüm insanlığa, insanlara karşı sorumludur. Sevgilide insanı severiz, insanlığı . Aşkın etik sorumluluğu aşk enerjisiyle insanlara vermemiz gerektiğini anımsatır bize. Aşk hem estetik hem etik ödevler verir bize: Sevgilini severek insanları sev. Kendi bencil dünyandan çık, duvarlarını yık. Birlikte dönüşümler yaşamayı öğren. Yarattığın aşk yapıtı, insanlığın estetik yaşantılar tarihinde yer alsın. İnsanların daha güzel, daha hakça bir dünyada yaşamaları için çaba göster. 
Erkek olmak kolay mı ? Tabiki değil ama kadın olmak kesinlikle çok daha zor. Erkek milletinin ne menem olduğunu biliyorum ne de olsa :)) İnsan hemcinslerini bu kadar kolay satmamalı :P









En güzel yalan budur sanırım :) Herkes bir miktar yalan söylüyor şu hayatta. Fakat yalan söylemek kişilik özelliği haline gelmiş insanlarla, kendi kendilerine yalanlar söyleyen insanlara çok üzülüyorum ben.
hehe :)) Bu yalan da çok güzel oldu :D Yok dünden beri düşünmüyorum. Akşam biraz teyzemlere gittim, elektrik kesikti vs.. Bu aralar biraz da garibim aslında. Hatta bu aralar diye bir yazı yazmaya başladım ama bu aralar tamamlarmıyım bilemiyorum :)
Korsan yazılıma karşıyım, craagle'ın hastasıyım :P Bu konuda bir yorum yapmak istemiyorum :))





Gençliğimiz bu segway'lerin üstünde geçti bizim, hahaha :))) Yok canım yaa... Hatırlayınınız var mı bu aletlerin ilk çıkacağı zamanı? "Yüzyılın icadı", "Çift tekerlekli mucize" vs... 100 milyon dolar gibi bir araştırma bütçesinden söz ediliyordu bu alet için. Ne oldu peki? Her yerde görüyoruz dimi şimdi bunlardan :P Zor dostum zor... Teknoloji kadar insanlar tarafından kabul görmesi de önemli. Hem bu alete verilecek parayla araba bile alınıyooo :P
En uyuz olduğum en dandik teknoloji aha budur işte !!! Allam allam yaa :)) Kim hangi akla hizmet yapmış olabilir acabaaa ??? Var mı bu kadar işe yaramaz olan ama her yerde görebileceğiniz bir alet yaaa???
Windows Millenium Edition ya da Mistake Edition :P
http://evleniyoruzz.blogspot.com
