Günlüğüm - Anasayfa RSS ile kolayca takip edin ;) Aklınıza gelen neyse benimle paylaşın :)
Günlüğüm - Anasayfa
Türk Blog Yazarları

U-ta-nı-yo-rum!

Melike İlgün 'ün bugün Gazeteport haber sitesinde yayınlanan yazısıdır.
http://www.gazeteport.com.tr/YAZARLAR/NEWS2/GP_099699



Ben utanıyorum.

Şu yaşananlara, bize yaşatılanlara bakınca hayatımda hiç utanmadığım kadar utanıyorum.

Sorunun temeli Bush olduğu halde Başbakanın çözüm için Bushun ayağına gitmesinden utanıyorum.

8 asker 10 gündür PKK’nın elinde rehin olduğu halde ABD’den kimsenin bizi adam yerine koyup Türkiye’ye gelmemesinden utanıyorum.

Her fırsatta herşeyimize karışmayı görev bilen Avrupa Birliği’nin bunca sessizliğine sesimizin çıkmamasından utanıyorum.

Dünya kamuoyunun tepkisizliğine tepkisiz kalmaktan utanıyorum.

DTP’nin “Abdullah Öcalan halkla bağlantı kurabilsin” şeklinde bir açıklamayı yapabilecek cüreti bulabilmesinden utanıyorum.

Tüm bu yaşananlara rağmen hala PKK’lılara terörist diyemeyenlerin mecliste olmasından ve benim vergimle maaş almasından utanıyorum.

PKK terörüne duyulan haklı tepkinin tüm Kürtlere yönelen haksız bir tepkiye dönüşmesinden utanıyorum.

Tezkerenin çıkması için kışın gelmesinin beklenmesinden utanıyorum.

Şehitlere kellle diyen birinin başbakanlık koltuğunda oturmasından utanıyorum.

O başbakanın iki oğlunun da askerlik yapmamasından utanıyorum.

O başbakanın rehin askerlerden birinin babasına başsağlığı mesajı gönderecek kadar amatör olmasından utanıyorum.

Diplomasiyi sürekli “Sabrımızın sonuna geldik” demek zanneden insanların bizi temsil etmesinden utanıyorum.

“Sabrımızın sonuna geldik” lafını duyup duyup da o sabrın bir türlü sonuna gelinmediğini görmekten utanıyorum.

Danıştaydan iptal edilmesine karşılık hükümetin terör haberlerinin yayınlanmaması için bir kez daha yayın durdurma yasağının peşine düşmesinden utanıyorum.

Türkiye’yi ucuzlaştıran bu hükümetten utanıyorum.

Elimden bu yazıyı yazmak ve bu kadar utanmaktan başka birşey gelmediği için kendimden utanıyorum.

U-ta-nı-yo-rum!



ps. Tek yapabildiğim bu blogta gösterebildiğim tepki olduğu için

utanıyorum.

Cumhuriyet


Aslında çok şey yazabilirim ama yazmak istemiyorum,
bu sözün üstüne başka ne söylenebilir ki zaten...
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

ps. blogtaki 400ncü gönderimin böyle anlamlı bir güne denk gelmesi beni mutlu etti ;)

Savaş Meleği (Angel of War)




Ey Savaş Meleği, Ben ne için savaşıyorum?
Eğer ölüm gelecekse yarın, haberim olsun önceden,
haberim olsun önceden
Ey genç asker çocuk! Söyleyeceğim sana her ne biliyorsam
Eğer barışsa senin arzun, gitmelisin sen savaşa,
gitmelisin sen savaşa
Ey Savaş Meleği! Lütfen bana açıkla
Benim tarafım neresi, ve kimdir benim düşmanım?
Ve kimdir benim düşmanım?
Ey genç asker çocuk! Dünya açık ve geniştir,
Her nereye dönersen, gerçek gizlenmeye çalışılmıştır,
gerçek gizlenmeye çalışılmıştır!
Ey Savaş Meleği! Kendi içimde görürüm
Savaş başlamıştır, benden ne olacak? Benden ne olacak?
Ey genç asker çocuk! Sen göründüğünden daha da zekisin
Bak kalbinin içine, ve niyetlerini temiz tut,
ve niyetlerini temiz tut
Ey Savaş Meleği, hangi silahlardır benim ihtiyacım?
Mahvolmayayım için, ki onunla başarılı olayım,
ki onunla başarılı olayım,
Ey genç asker çocuk! Eğer korursan fakiri
Gerçek senin zırhın olsun, ve adalet senin kılıcın olsun,
ve adalet senin kılıcın olsun!

Ey Savaş Meleği, beni savaşmaya iten nedir?
Ben bazen nefret ederim, doğru mudur bu yanlış mı?
doğru mudur bu yanlış mı?
Ey genç asker çocuk! Yapmış olduğun savaş senin
Eğer egon ise o senin, ölecektir hiddetten, ölecektir hiddetten
Ey Savaş Meleği, nasıl emin olarak söyleyebilirim
Gurur değildir bunun nedeni benim uğruna savaştığım,
benim uğruna savaştığım
Ey Savaş Meleği, öyle birşeydir ki o söyleyemem
Allah bilir niyetini, sen de bilmelisin aynı zamanda,
sen de bilmelisin aynı zamanda
Ey Savaş Meleği, ne zaman kendime baksam,
Korkarım itirafa, gördüğüm düşmanı, gördüğüm düşmanı
Ey genç asker çocuk! Şimdi sen savaşa dönebilirsin,
Görürüm seni yarın, ve sen bir çocuk olmayacaksın artık
Sen bir çocuk olmayacaksın artık...

Söz & Müzik : Yusuf İslam ve Johnny Clegg

Düet : Mazhar Alanson

Ne denebilir ki...

Hayat ne garip dimi? Bunu son günlerde çok tekrarlar oldum kendi kendime. Her geçen gün daha da çok tekrarlayacağım sanırım. Yıllar o kadar çabuk geçiyor ki... Anlamıyorsun bile... Geride insanlar kalıyor...

Cengiz evde kalıyordu okuduğumuz yerde. Birkaç kez derslerle ilgili yardımcı olmaya gitmiştim. Her seferinde "kapı her zaman açık, istediğin zaman gelebilirsin, çalmana gerek yok" derdi. Ki evin kapısı gerçekten açıktı, kilitli falan olmazdı yani. Canımın çok sıkkın olduğu bir gün o küçücük ilçede gidilecek ilk yer olarak onun evi gelmişti aklıma. Kapıyı hiç çalmadan içeri girmiştim. İçeride iki kız daha vardı Cengiz haricinde. Ama ben hiç selam bile vermeden arka balkona yönelmiştim. Ağaçlık, yeşillik bir alana bakıyordu arka balkon ve ahşaptan oturabileceğim yerleri vardı eski tip bir balkondu. Oraya oturup ağlamaya başlamıştım sanırım, sinirden şundan bundan bir önemi yok şu an. Cengiz gelmişti arkamdan ve ne oldu diye sormuştu. Ne olduğunu söylemesem de o an önemli olanın yanımda olması gerektiğini anlamıştı. Yaklaşık iki saat boyunca o balkonda oturup kendime gelmiştim.

Okul bitti, aradan yıllar geçti. İlk zamanlar birkaç kez telefonda konuşmuştuk ama sonra iyice koptuk. Başka ortak arkadaşların onun hakkında söyledikleriydi bildiğim.

Bunca yıl sonra ondan aldığım haber, onun ölüm haberi oldu.

İyi ve güzel şeyleri hatırlamak lazım diye düşünüyorum ölenlerin arkasından. Cengiz denince benim aklıma hep o arka balkonda geçen kısa zaman dilimi geliyor.

Mekanın cennet olsun inşallah, Allah sevenlerine sabır versin.

Barcamp İstanbul



http://www.barcampistanbul.com

osmanlı pokesinden neden anonim şirket kurmak gerektiğine pek çok şey konuşuldu, güzel geçti. detayları diğer bloglardan okuyabilirsiniz eminim :)

Stay Hungry, Stay Foolish !

Steve Jobs 'un 2005 yılında Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmanın metnini okumuştur ya da videosunu izlemiştir büyük bir çoğunluk sanırım. Bilmeyenler buradan okuyabilirler. Az önce tesadüf eseri bir websitesinde tekrar okuyunca blogta bu konuşmayı paylaşmak istedim. Bilmeyenler verdiğim linkteki konuşmanın tamamını okusunlar mutlaka. Konuşmayı bilenler ise aşağıdaki bölümleri tekrar okusunlar :)

Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Birşeye güvenmelisiniz - cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi birşeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.

Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.

Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.

ne denebilir ki

AÇ KALIN, BUDALA KALIN !

Hatebook


İşte budur :)) Bir Facebook çılgınlığı aldı başını gidiyor. Alın size Hatebook :)) Eski sevgilisini arayanlar, eski okul arkadaşlarını arayanlar vs..vs.. hehe :)) Şimdi de nefret ettiklerinizi bulmanın kolay bi yolu var :P

Tasarım olarak Facebook kopyası gibi görünen sitede (renk olarak doğal olarak cehennemi bir kırmızı seçilmiş :) herşey ironik şekilde onun tam tersi, bir sürü hatebuddy edinebilirsiniz, nefret ettiklerinizden albümler oluşturabilirsiniz. Google Maps ile haritada nerede olduklarını işaretleyebilirsiniz bile. Bu arada küçük bir not, sitedeki tüm mesajlar "junkmail" olarak görüntüleniyor ve tüm kullanıcılar tarafından görülebiliyor!

Facebook'ta birbirlerine hediyeler gönderip rakı sofralarına davet edenler burada neler yapacaklar göreceğiz, yaşasın kötülük nihahaha :P

Yalnızlığın ayrıkotları



Toprağı nasıl kavrarsa ayrıkotları
ve nasıl çölleştirirse usul usul
öylece sarmış seni yanlışlar
çürütmüş yüreğindeki öfkenin
dayanıksız tohumlarını
çorak bir toprağa döndürmüş içini

Zehirli sütleğenler sürülmüş ökselere
sinsi bekleyişler gibi yapışkan
iğrenç gülücükler serpiştirilmiş
belli ki sen
konacaksın acemi sekişlerle
yalnızlığın bu hayın ökselerine

Ve şimdi uysal bir kedi gibi sokuluyorsun
gergefini sessizce işleyen gecenin koynuna
Usulca okşuyorsun yalnızlığını
usulca ve sessizce yaşamak diyorsun buna
oysa hayat
açılmamış bir yumak gibi duruyor ellerinde

Ah yalnız kuş
belli ki sen hiç bilemeyeceksin uçmayı.

Ahmet Telli


Ah karanlıklar



seni benden, seni dünden, seni gerçeklerden korurlar


güvenirdim...



bu şarkıyı çok önceden bloga eklemek istediğimi yazmıştım.
ama kısmet bugüneymiş. hatta okuyucular hatırlatsın demiştim
ama hatırlatan olmadı hiç :) ben oldum hatırlayan...


Yazarımızdan mesaj var !

Yazarımız kim? '9' romanının yazarı Elçin Demiröz. Romanını okuduktan sonra '9' başlıklı bir yazı yazmıştım blogumda. Daha sonra tesadüf eseri benim bu yazımı görünce kendisi bir e-mail atmıştı bana. Beni gerçekten çok mutlu etmişti. 'Teşekkürler' diye bir yazı daha yazmıştım bunun üzerine. Bir önceki yazışmamızda bana imzalı kitabını göndermek istediğini söylemişti. Geçtiğimiz günlerde kitap elime ulaştı :)) Bu yazıyı yazmakta biraz geç kaldım ama araya bayram girince hem fırsat olmadı hem de bayram sonrasına kalsın istedim. Kitap için kendisine teşekkür ediyorum. Yazarımız da daha önce yazdığım yazılarda yorum yapanlara tek tek teşekkür etmek istediğini söyleyince bu yazıyı yazmak farz oldu. Kitabı alıp okuyan ve daha sonra kendi blogunda yazan Tatlı Cadı Aslı'ya, Anıl'a, Çilek Reçeli'ne, Mevudugaga'ya, Butejoy'a, Taluyka'ya, Ada'ya, Eda Suner'e ve kitabını alıp okuyan diğer herkese bir mesajı var: teşekkürleeer :)

Çok yakında kendi web sitesinde de bazı değişikliklere gidecek bildiğim kadarıyla. Çok sık güncellenmeyecek olsa da oradan yeni yazılarını takip etmek mümkün olacak, tavsiye ederim arada göz atmanızı.

http://www.elcin.net


Blog Action Day: Çevremiz Geleceğimiz !

Blog Action Day eminim pek çoğumuzun düşündüğü ama üç kişinin gerçeğe dönüştürdüğü blogkürenin yerküreye fayda sağlayacağını umduğumuz bir etkinlik. Her yıl farklı bir konu seçilmesi ve insanların dikkatini o konuya çekmeyi, o konu hakkında düşündürmeyi, fayda sağlamayı amaçlıyor. Bu seneki konu, ÇEVRE ! Amaç daha iyi bir gelecek için blog yazarlarının kendi fikirlerini paylaşması. 15 Ekim yani bugün yaklaşık 16.000 blogta konuyla ilgili fikirlerini paylaşacak blog yazarları milyonlarca insanla.

Bugün için özel olarak size çevremizi korumak için yapabileceğimiz 20 şey gibisinden maddeler yazabilirdim ama gerçekten bunu yapmak istiyorsanız bunları öğrenebileceğiniz kaynakları zaten bulursunuz. Ya da küresel ısınma, iklim değişikliği konularına dikkatinizi çekmek için bişeyler yazabilirdim ama şu dakikaya kadar ilgilenmediyseniz diğer yazılar gibi okumadan geçeceksiniz.

Benim sizden tek istediğim bir dakikalığına düşünmeniz. Bir çocuk düşünün. Çocuğunuz, kardeşiniz, yeğeniniz ya da sokakta gördüğünüz sevimli ufaklık dahil her çocuk olabilir. Sonra günümüzü çevreyle ilgili yaşadığımız sorunları düşünerek, o çocuğun gelecekte neler yaşayabileceğini canlandırmaya çalışın kafanızda...


Kendimiz için değilse bile geleceğimiz için çevremizi koruyalım!
Yeni nesillere çevre koruma bilincini aşılayalım!


yağmurdan sonra...

yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna
hayranım tıpkı hayran olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
ne tuhaf sen varsın sanki hemen yanımda

yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna
aşığım tıpkı aşık olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
buluşuruz seninle sanki başka diyarda

çiselerken yağmurlar, gülüşür tüm yapraklar
çiçekler fısıldaşır, oynaşır tomurcuklar
işte ben de böyleyim, canlanırım yeniden
seninle ben

Bir Sertab Erener şarkısı...

iki yüzlü




Çıldırmaya az kaldı


Yazma diyorum kendi kendime ama imkansız böyle bişey azıcık düşünen bir insan için bu. Hangi konudan bahsediyoruz? Son günlerde artan terör olaylarından elbette. 15 gencimiz şehit düştü geçen gün. Bu konuyla ilgili her Türk ne düşünebilirse, ne hissedebilirse ben de öyle hissediyorum. Artık "sözün bittiği" yerde olduğunu söyleyen yetki sahiplerinden ve askerlerden bişeyler yapmasını bekliyorum ben de. Yılmaz Özdil 'in geçen gün köşesinde yazdığı gibi her şehit haberinden sonra Başbakan'ın Genelkurmay Başkanı'na "Derin üzüntü duydum, aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, şahsınızda Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımıza başsağlığı dilerim." mesajını dinlemekten öte ya da Bush'la görüceğini söylemesinden öte bişeyler yapmasını bekliyorum. Genelkurmay Başkanı'nın gerektiğinde irtica için kullandığı sert üslubu bu durumda da göstermesini bekliyorum.

Ve bugün beni çıldırtıp deli edecek noktaya getiren Mehmet Ali Birand'ın yazısına gelelim. Aslında yazılarını takip eden birisi değilim ama her nasılsa tıklama ve okuma gafletinde bulundum bu yazısını. DTP ile ilgili son derece doğalmış gibi yazdıkları benim midemi bulandırmaya yetti de arttı bile. Burada tekrar etmek istemiyorum daha da midemin bulanmaması için.

Yazısına "Bugünlere nasıl geldiğimizi düşünürken, sakın tüm sorumluluğu PKK’ya, Bush yönetimine veya Kuzey Irak yönetimine atmayın." diyerek başlamış. Çok doğru, bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm hükümetler, askerler, (sözde) aydınlar velhasıl toplum olarak hepimiz büyük yanlışlar yaptık güneydoğu sorunu dahil pek çok konuda.

Fakat şehitlerimizin acısı daha bu kadar tazeyken böylesi bir terör eylemiyle ilgili bu kadar diplomatik, duygusuz ve bence vatan sevgisinden yoksun köşeyazılarını benim midem kaldırmıyor, deliriyorummmmm...

Yukarıda kullandığım fotoğraf Mehmet Akın'ın photo.net sitesindeki galerisinden alınmıştır.

oka yamaşita kombamba :))



sabah neşeniz :))


Dua

hesap verme inceliğiyle yaşat beni...


Günün blogu


Günün Blogu 'nu istatistiklerde farketmiştim aslında. Ve benim blogumu 29 Eylül tarihinde günün blogu olarak seçtiklerini de. Ama yazmak istememiştim. İnsanlara "Aaa bakın benim blogum günün blogu seçilmiş." demek abesle iştigal gibi geldiğinden olsa gerek. Sonuçta birileri beğenip benim blogumu tanıtmışsa bu beni mutlu eder. Ama bu benim de onları tanıtmamı gerektirmez! Lakin şimdi düşününce bu ve benzeri girişimlerin blogküreye faydası olduğunu düşündüğümden yazma ihtiyacı duydum. Benim bildiğim bir de Blog Yuvası var.

http://blogyuvasi.blogspot.com


Bir de şu var. Şimdi aklıma geldiği için yazmak istiyorum. NYC2IST diye bir web sitesi var. Kendi deyimiyle beyni tamamen moda ve psikoloji arasında bölünmüş bir insan olan Rana Solaker 'in kurduğu moda dünyasından haberler veren hoş bir site. Bir zaman önce bu sitenin editöründen e-mail gelmişti. "Sevdiğimiz bloglar" bölümüne sizin blogunuzu da eklemeyi düşünüyoruz, link değişimi yapmak ister misiniz mealinde. Yazdığım cevapta link değişimi yapmadığımı söylemiştim kendilerine. Sağ taraftaki takip ettiklerim bölümünde yer alan bloglar gerçekten sürekli olarak takip ettiğim ve okuduğum bloglar. NYC2IST sitesi gerçekten hoş bir site ve tavsiye edebilirim modayla ilgilenen herkese. Ama benim sürekli takip edeceğim bir site değil. Moda dışında New York ve İstanbul'un şehir yaşamıyla ilgili yazılar da bulunsaydı, o zaman kesin takip ederdim :) Bir de şöyle bir soru geldi aklıma bunları yazarken. Sitelerindeki bölümü "Sevdiğimiz ve Bize Link Veren Bloglar" olarak değiştirmeleri daha uygun olmaz mı?

Neyse, nereden nereye geldi konu.

Herkes için güzel bir hafta olması dileğiyle ;)

eski zaman aşığıyım

Ben eski zaman âşığıyım
Sevda çeker düşünürüm ağlarım
Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız
Bazen çocuk gibiyim bacak kadarım

Herkes âşık olur sevdalanır
Bir yolu var gönül çekmenin de
Benimki sevda değil ateşten gömlek
Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde

Ama ben eski zaman âşığıyım
Sevmek kadar katlanmak da gelir elimden
Gece hayalimde gündüz fikrimde
Ela gözlü o yar çıkmaz gönülden

Oktay Rifat

and i'm feeling good


benim adım ebruli

Sizlerle paylaşmayı istediğim iki özlü söz var bugün. Ne zamandır yazamıyorum aslında, araya kaç gün girmiş. Her gün yazmak zorunda mısın diyenler rahatlamıştır :P

İlki Leo Nikolayeviç Tolstoy'a ait. Severim onun yazdıklarını, tarzını, hayata bakışını. Gerçi hala oku(ya)madım çoğu eserini. Ama okuduklarım sevmeme yetti bile. Bir de kitapyurdu.com'dan verdiğim bir siparişte "Diriliş" adlı eserini de almıştım. Ama bir türlü okuyamadım :( Ama sorunun romanın konusundan daha çok yazım hatalarına takmış olmam olduğuna eminim artık. Orhan Pamuk'un İstanbul'unu bile bitirdiysem o romanı rahat rahat okurum :) Orhan Pamuk'un "Babamın Bavulu" adlı konuşmalarından oluşan kitabı okuduktan sonra romanlarını okumayı istemiştim ama İstanbul'u okuduktan sonra tereddüt içindeyim. Neyse, gelelim özlü sözümüze:

Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.


İkinci sözümüz çok sevdiğim bir şarkıdan. Ezginin Günlüğü'nün "Ebruli" adlı şarkısı. Ne güzel şarkıdır, diğer pek çok şarkısı gibi sevdiğim grubun. Kısa zaman önce 25nci yıllarının şerefine 25 sanatçının birer şarkılarını söyledikleri bir albüm çıkardılar. Ben hala alıp dinleyemedim ama daha dinlemeden tavsiye edebilirim size :) Bildiğimiz şarkılar ne de olsa. İçlerinde Bülent Ortaçgil, Bulutsuzluk Özlemi, Candan Erçetin, Sebahat Akkiraz, Sezen Aksu, Yüksek Sadakat'in olduğu sanatçı ve gruplardan onların şarkılarını dinlemek keyifli olacaktır. İşte sözümüz:

Yalanımı sevsinler yalansız dönmüyor dünya

Tekrar dinleyin bu güzel şarkıyı...



Hey Bili :)