Günlüğüm - Anasayfa RSS ile kolayca takip edin ;) Aklınıza gelen neyse benimle paylaşın :)
Günlüğüm - Anasayfa
Türk Blog Yazarları

5i1 arada

Snow Cake
Bu filmle ilgili ne denebilir ki. Filmin başında çok kısa süre görülen Vivienne hikayenin odak noktasında. Sigourney Weaver'in canlandırdığı otistik anne Linda karakterine ne demeli. Gerçekten harikaydı. Alan Rickman'ın oyunculuğu da gayet güzeldi. Linda'nın kızının ölümü karşısındaki tavrı, hayata tutunma mücadelesi ve çevresindeki insanların hayatları. Otistik bir anne ve hapisten yeni çıkmış, birdenbire bu kadının hayatına girmiş ve kendi hayatını sorgulamakta olan bir adamın ne ağlatan ne güldüren hikayesi, hayatın kendisi.



The Notebook
Güzel 1 insan olsaydı "allan duygusalı" derdi bana, hehe :)) Efendim şimdiden uyarayım, son derece duygusal bir film :) Uzun zamandır bu kadar etkileyici bir film izlememiştim. Konu klişe gibi gelse de detaylar ve oyunculuklar sayesinde film tek kelimeyle muhteşem. Ayrıca Alzheimer hastalığının neler yapabileceğini anlayınca insan korkuyor. Çok saçma gelebilir ama ölmeyi tercih ederim herhalde böyle bir durumda. Sevdiklerimi, geçmişimi hatırlayamamak, çok kötü gerçekten. Filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Bir kere izledikten sonra tekrar izlenebilecek bir film ve ileride tekrar izleyeceğim eminim ki :) Bu filmi de tıpkı "Snow Cake" gibi Eda'nın blogunda görmüştüm. Açıkçası bu filmi izlemeyi ilk başta düşünmedim ama sonra küsel bir insanın "tam senlik" demesi sonucu izledim ve iyi ki izlemişim :) Unutmadan, final sahnesi de çok etkileyiciydi. Filmden bir kaç cümleyi de buraya eklemek istiyorum:

Ben özel biri değilim. Sıradan düşünceleri olan sıradan bir adamım sadece. Sıradan bir hayat yaşadım. Adıma dikilmiş anıtlar yok. İsmim de çok geçmeden unutulacak. Ama bir açıdan herkesin sahip olduğundan daha harikulade bir yaşantım oldu. Ben birini tüm kalbimle sevdim ve bu benim için hep yeterli oldu.

* * * * *

En iyi aşk ruhumuzu uyandıran ve bize daha fazlasını verendir. Kalbimizi ateşe verip, aklımıza huzur doldurandır.




1408
Bu filmi elimde olmasına rağmen uzun zamandır izlememiştim. Sinemada izleyen bir arkadaş hiç güzel değildi falan dediği için. Ama kısa süre önce bitirdiğim Stephen King'in "Yazma Sanatı"nın sonunda bu hikayenin giriş bölümünden örnek verilince izlemeliyim diye düşündüm. Ayrıca geçenlerde Megavizyon'da bu filmi oynatıyorlardı, film alametleri bunlar :) Neyse, bir kez daha anladım ki ben allan duygusalıyım kabul ediyorum :D Film bir kere kötü bir film değil, beğenmeyenler elbette olabilir. Benim yukarıda o kadar etkilendiğim filmi başka birisi izleyip "bırak allan aşkına, ne var bu filmde?" diye sorabilir, siz sakın cevap vermeyin, muhattap olmayın :P Korku/gerilim tarzı filmlerle aram iyi değil. En azından yanımda birisi olmalı izlerken :) Bir de inat yaptım gece izledim bu filmi, dışarıda kar yağıyor, kimseler yok, ses yok, bir de sokak lambaları kapandı mı :D Benim odanın ışıkları zaten kapalı. Çok hoş bir ortam oldu yani :) Neyse, güzel yani geren bir Stephen King hikayesi, John Cusack ve Samuel L. Jackson gibi iki oyuncuyla süslenmiş, gerilim severlerin severek izleyebileceği bir film olmuş.



O Kadın
Sinemada izle(ye)mediğime sevindiğim film olarak hatırlanacak benim için :) Sezen Aksu ismini kullanarak film yapmak bir yere kadar. Zaten sinema filmi denemez bunun için, olsa olsa uzuuuuun bir klip denebilir. Ve kötü bir klip. Ben kısa bir süre izleyip sonra sadece dinledim :) İzlemeseniz de olur bir şey bu, tavsiye etmiyorum ama izlemiş olmak için izleyebilirsiniz ;)



Takva
Bu kadar geç izlemiş olmama üzüldüğüm bir Türk filmi. Erkan Can denince hep aklıma "Mahallenin Muhtarları" gelirdi benim. Oradaki Temel karakteriyle bütünleşmişti. Gerçi "Gemide" gibi bir filmde de oynamıştı ama gene de o kadar uzun süre Temel olarak izledimki başka bişey gelmiyordu aklıma :) Ama bu filmi izledikten sonra aklımda Muharrem Efendi olarak yer edecek. Gerçekten çok güzel bir performans sergilemiş. Güven Kıraç 'ı beğenmedim, canlandırdığı karakteri yansıtamadığını hissettim. Bir tarikat şeyhinin en yakınındaki isimlerden birisi ne kadar paragöz vs. olsa da öyle şaklaban gibi ol(a)maz sanırım :) Erol Günaydın'ın filmde görünmesiyse bence tam facia, hiç konuşmamak lazım. Özellikle hiç bir şey anlatmadan sadece görünümüyle Muharrem'in, Muharrem Efendiye dönüşmesi çok güzel olmuş. İnançlarıyla çelişen yaşadığı şeyleri ve psikolojik travmalarını çok iyi bir performansla aktarmış seyirciye. Filmi çok beğendim. Filmin sonunuysa hem sevdim, hem sev(e)medim. Neden sev(e)mediğimi söyleyeyim önce. Madem böyle din-tarikat-para konularında bir senaryoyla böyle bir film çekiliyor, filmin sonunda daha net bir mesaj olmalıydı. Mesajın ne olacağı değil benim derdim, o senariste yönetmene kalmış ama bir mesaj verilmeliydi diye düşünüyorum. Sevme nedenim de aslında filmin sonundaki bu muğlaklık :) Film, kendi gözünden gösteriyor anlatmak istediklerini ama yargılamıyor kimseyi.

Ve filmden bir kaç mısra...

Çok alametler belirdi,
     vakit tamamdır
Haram, helal oldu
     helal haramdır.
Kendi kendimizle yarışmaktayız gülüm
Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
Ya da dünyamıza inecek ölüm

Nazım Hikmet Ran


4 yorum:

Çilek Reçeli dedi ki...

Ümit, Takva ile ilgili görüşlerine katılmadan edemeyeceğim. Bence yavan ve çok sıkıcı bir film. Seyrederken içim daraldı böyle bir konu bu kadar bayat anlatılmaya çalışılabilirdi ancak. Tarikatlardan çekiniyorlarsa böyle film yapmasınlar yada adam gibi mesajı finale yerleştirsinler. Suya sabuna dokunmayalım denmiş bence.

umit dedi ki...

@çilek reçeli

Filmin senaryosunda iş yokmuş, bana söyleselerdi yazardım bişiler :P

Bilmiyorum ben izlerken pek sıkılmadım ama filmin sonu hiç olmamış. Sonu nedeniyle hem sevdim, hem sev(e)medim filmi. Ama senin de dediğin gibi suya sabuna dokunmayalım denmiş gibi geldi bana da.

Gene de Erkan Can'ı izlemek keyif verdi bana ;)

^-^ çiLekLisüt ^-^ dedi ki...

Takva filmi ile ilgili bütün görüşler cuk oturmuş bana kalırsa. On puan (:

umit dedi ki...

@çileklisüt

On puan, on puan, on puan

şampuan :P

:)))

Teşekkürler efenim ;)