en başına not: bugün web seminerlerinde sevgili Ömer Enis'le konuşurken "son yazdığın yazı çok güzeldi" gibi bir söz söyledi. Aslında yazının en sonunda koyu olaraktan yazının sahibinin Prof.Dr.Ahmet İnam olduğunu belirtmiştim ama sanırım yazı uzun olduğundan gözlerden kaçabiliyor. Sonuçta bu yazıların insanlığın ortak kültürel varlığı olduğunu düşündüğümden ve hocamız bu yazıları kendi internet sayfasında da yayınlıyor olduğundan gönül rahatlığıyla yayınlıyorum ben de. Bu sayede kendisini tanımayanlar ya da tanıyor olsa bile yazıyı gözünden kaçırmış olanlar da burada okuyabiliyorlar. Yayınlarken bazen bazı görseller ekliyorum, bazen sevdiğim cümlelere dikkati çekmeye çalışıyorum o kadar. Bu linkten kendisinin sayfasına ulaşabilirsiniz. Bu blogta daha önce de kendisine ait yazılardan yayınladıklarım oldu. Hiç yayınlamadığım ama benim yazdığım yazılara esin kaynağı olmuş yazıları da oldu. Henüz kitaplarından okuyamadım ama ikisini sipariş ettim. Yakında onları da okuyunca onlardan da bölümler yazacağıma eminim burada.
Sevmeme hakkı diye bir hak var mı? Olmalı mı?
Sevmemek ayıp mı? Günah mı? Yanlış mı?
İnsan, haklarıyla doğar bu gezegende. Sevmek hakkımdır. Kim alabilir elimden? Şöyle bir fermanı hangi ülkenin padişahı verebilir:
"Bu fermanın ilanından sonra, bu ülkede kimse çiçek tozlarını sevmeyecektir. Kelebeklerden tiksinecek, arılara acımayacak, karıncaları ezecektir..."
"Sana bu adamdan tiksinmeni buyuruyorum."
Kim kime böyle bir buyruk verebilir?
Belki çok anlamsız, saygısızca da olsa padişah, "Karıncaları ezin!" diyebilir, gerekçesi her ne ise. Eylemlerimiz konusunda buyruklar verebilir, kılık değiştirmiş biçimlerde de olsa, örneğin "lütfen"le başlayan, "rica ederim"le biten.
Ya duygularımız, duygu yoğun kararlarımıza bağlı tavırlarımız, tutumlarımız, bakış biçimlerimiz, yaklaşımlarımız? Buyruk konusu olabilir mi sevgimiz?
"Kitabımızın ilk buyruğu: Kim olursa olsun, insanı sev! Salt insan olduğu için sev!" Hangi kitap yazıyor? Tüm kitaplı dinlerin kitapları mı? Sevme hakkım var, kabul. Peki sevme ödevim var mı? "Günde on vakit seveceksin!" sevmek buyrukla yerine getirilebilir mi? "Başüstüne, hemen seveyim!" "Emredersiniz, hemen seviyorum!" "Rahat, hazırol, hep birlikte insanlar sevilecek, sev!" Bedenimin hangi düğmesine basılınca seviyorum acaba? Hangi fişini çekince bitiveriyor sevgim?
Peki öğretilmez mi sevgi? "Çocuğum sevgi okulu üçüncü sınıfa gidiyor, bitirince sevmeyi öğrenecek, teyzesi". Peki teyze sormaz mı "nerede bu okul?", "kimdir sevgiyi öğretenler?", "hangi sevgiyi öğretiyorlar?", "sevgiyi neden hayatta, ilişkiler içinde öğrenmiyor da okula gidiyor, yoksa çocuğunuz sevgi özürlü mü?", "okulu bitirince iş bulabilecek mi?". Teyze bu, Sokrates'in Diotima'sı örneği, kendi adının Aşk Teyze olduğunu söylüyor; sevgiye soru soruyor, sevgiyle konuşuyor. Talim yapa yapa sevgi öğretilebilir mi? (Aşk Teyze, geçenlerde On Derste Sevme Sanatı diye kitap yazmış, kitapları yok satan ünlü bir psikoloğumuzu yakalasa bir güzel dövecekti!). çıkarın "akış çizelgesini", "yöntemlerini", "tekniğini", öğretiverin şu sevgiden anlamaz insanlara sevgiyi! Dünya da bunca beladan kurtulsun!
İki savın da özürleri var:
1. Bırak kendini, doğal ol, seversin! "Sev sev ki sevmek çok kolay!".
2. sevmeyeni, ruhu, sevgisizliği, karanlığı ile körelmiş olanı, kovacaksın bu toplumdan, cezalandıracaksın.
Sevgi, işlene işlene, dokuna dokuna, çalışıla çalışıla, sevgi oluyor. Cebir değildir: İki anlamıyla, matematiğin bir dalı ve zorlama anlamlarıyla. Bir duygudur, yoğun bir duygu: bağlanmayı ve yüksek bir değer vermeyi içeren. Bir eylemdir de, bir üretimdir. Ürünü paylaşılan anlamlı güzelliklerdir, değerlerdir.
İçten geliyor. Kendiliğinden. "Sev" denilince sevilmiyor. Ortam, çevre, dünyaya bakış biçimlerimiz, kim oluşumuz, kişiliğimiz, bilgimiz, ahlak ve estetik değerlerimiz sevgiyi, duygu olarak, ilişki olarak belirliyor.
Seviyoruz. Sevdiğimiz insan sevgili oluyor. Psikologlar "duygusal yatırım" sözünü kullanıyorlar. Sevgiliye duygu yatırımı: Sevme! Sevmek bir göze alma, bir açıdan, çeşitli tehlikeler içeriyor. Sevme hakkımı kullanıp seviyorum, sevgili hakkını kullanmıyor. Ona, "beni sevme ödevin" diyemiyorum. Sevgi, özgür. Buyrukların boyunduruğuna giremiyor. Yatırımım, yatıyor: Çöküyorum. Sevme hakkımız olduğu gibi sevmeme hakkımız da var. Sevgili bu hakkını kullanıyor, ben çökerken.
Okulu yok. En iyisi, sevgiyi, sevmeyi başaranlardan, ya da sevgiliden öğrenmek. Sevgiliden öğrenme tehlikeli. Yanabilir, çökebilir, oyulabiliriz. Yıllarca ruhumuz ağrıyabilir.
Sevgi çoktan bitmiş görünse de, sevgilinin bundan haberi olmasa da, bize şu ya da bu biçimde sevmeyi öğretmiş sevgiliyi, duygu olarak, sevmeme hakkımız yok!
Sevme(me)k
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

4 yorum:
abi pc net dergisinin en iyi 33 blogu arasına girmişsin haber vereyim dedim :)
konuyla alakası yok isersen silersin :)
tebrikler ...
Sevgi trafik kazası gibi bazen.. ne isteyerek ne de istemeyerek olan birşey..
Kazayı istemezsin ama yaptığın hata ile bir nebze sebep olmuş yani istemiş sayılırsın. Ya da karşıdakinin bir hata yapar sende nasibini alırsın.
kimi sevmemek istiyorsan sevmezsin. kimse kimseden bir hak alamaz yahu. güzel yazmış hocamız da.. ne bilim. veya ben mesajı alamamışım demek ki. doktora beynimi süngere çevirdi galiba..
@burak budak
Teşekkürler Burak ;)
Valla bu blogun öyle bir sıralama derdi yok. O listeyle ilgili Eda zaten bir yazı yazmış, ben tekrar burada yorum yazmak istemiyorum.
Gene de böyle bir listede bu blogun adının geçiyor olması beni mutlu ediyor :)
@ömer enis
Ahmet İnam'da demiş ya yazısında zaten:
"Okulu yok. En iyisi, sevgiyi, sevmeyi başaranlardan, ya da sevgiliden öğrenmek. Sevgiliden öğrenme tehlikeli. Yanabilir, çökebilir, oyulabiliriz. Yıllarca ruhumuz ağrıyabilir."
Her şeye rağmen sevmek, sevilmek güzel şeyler :)
@piel roja
PhD olmuşsun sen :)
Hocamızda zorla sevmek olmaz demiş zaten. İçten geldiğini, kendiliğinden olduğunu yazmış. Buyrukların boyunduruğuna gir(e)mediğini yazmış.
Yorum Gönder