Son dönemde izlemekten en çok keyif aldığım filmlerden birisi oldu bu film. Tek kelimeyle bence harika bir film. Hemen yazının başında mutlaka izleyin diyerek başlamak istiyorum :)
Esas adamımız Harold Crick (Will Ferrell). Hayatı sayılarla, hesaplamalarla ve çok az konuşarak geçen, sıkıcı, sürekli aynı şeyleri tekrarlayan, son derece obsesif bir vergi denetmeni. Günün birinde bir kadın sesi duyuyor, sadece kendisi duyuyor. Kadın yaptıklarını, yapacaklarını söylüyor. Bu durum onun 'düzenini' altüst ediyor. Vergi kontrolü için gittiği pastanede Ana Pascal (Maggie Gyllenhaal) ile tanışıyor. Harold Crick ve Ana Pascal arasındaki zıtlık çok güzel olmuş filmde. Bir tarafta hayatı obsesif denecek kadar düzenli, sıkıcı, sıradan bir adam diğer tarafta kurabiyeleriyle çokça vakit geçirmesi nedeniyle üniversiteyi bırakan, vergi ödememekte direnen, düzen karşıtı, rahat, hayat dolu, son derece çekici ve güzel bir kadın. Olmayacak bir şey oluyor ve Harold aşık oluyor :) Ama bir gün duyduğu o ses öleceğini söyleyince Harold yaşamının kıymetini daha bir anlıyor. Kendisine yardımcı olması için Prof.Jules Hilbert'tan (Dustin Hoffman) yardım isteyince Karen Eiffel'in (Emma Thompson) fantastik bir şekilde romanının parçası olduğunu anlıyor.
Filmin hikayesi bu şekilde. Çok bile anlattım aslında :) Gerçi anlatmadığım pek çok şey var. Ama beni etkileyen bir kaç noktayı daha yazmak istiyorum. Bunlardan ilki yazarımızla yani Karen Eiffel ile ilgili. Bir kere Emma Thompson'un İngiliz aksanı kulağa çok hoş geliyor. En azından benim çok hoşuma gitti :) Ve çizdiği yazar profili. Kurgunun gücü burada sanırım. Kitap okumayı çok seviyorum. Tarih, araştırma, otobiyografi vs. her ne türde olursa olsun seviyorum ama kurgunun yeri apayrı. Kendi dünyanızı varediyorsunuz. Karakterleri, ilişkileri, hayatın akışını siz kontrol ediyorsunuz. İsterseniz dünyaya bir göktaşı çarpıp büyük bir felaket olabilir, uzaylılar gezegeni istila edebilir, büyük bir aşk yaşanabilir ya da birileri ölebilir. Her şey sizin hayalgücünüze kalıyor. Karen'in yazma konusundaki tutkusu harika bir şey. Filmde göründüğü ilk sahne, asistanı Penny Escher'la (Queen Latifah) ile olan diyalogları da yazmak konusunda insanı daha da motive ediyor. En son Adam Fawer'ın "Empati" adlı romanını okurken kurgunun gücünü bir kez daha anladım. Bazı kitapları, romanları okumakta zorlanıyor insan ama bu romanın yaklaşık 500 sayfasını bir gecede hiç durmadan okudum. İnsanın izleyeceği hiç bir film ya da tiyatro oyunu hayalgücüne bu derece hitap edemez.
Bir de Harold öleceğini duyunca yaşamının kıymetini anlıyor ve 'hayat' diye sürdürdüğü tüm o kurallardan, sayılardan, monotonluktan sıyrılıyor. Gerçekten yapmak istediklerini yapmaya başlıyor. Bu pek çoğumuz için geçerli sanırım. Bir şekilde 'bunları yapmam gerekiyor' diyerek, 'bunlar benim görevlerim', 'kariyerim', 'ailem' vs. diyerek gerçekten yapmak istediklerimizi hep sonraya erteliyoruz ve o sonra hiç bir zaman gelmiyor. İlla roman kahramanının (benim/sizin) öleceğini bilmesi mi gerekiyor istediklerini yapmak için? Bence ölmeden önce (yani bugün) gerçekten yapmak istedikleriniz için bir adım atın.
Tekrarlıyorum, bu eğlenceli filmi mutlaka izleyin ;)
ps. Bu Crick ismi bana nereden tanıdık geliyor acabaaa :P
Stranger Than Fiction
Kaydol:
Yazı Yorumları (Atom)

2 yorum:
eveeeet kesinlikle süper bir filmdi :) bu arada bloğun yeni hali pek güzel olmuş, güle güle kullan..
@anıl
Kesinlikle :)
Blogun yeni halini beğenmiş olmana sevindim ;)
Yorum Gönder