
- Sayın hocam, söyleşimize başlamadan önce, kısaca bize anlatır mısınız kimdir Yılmaz Büyükerşen?
- Eskişehir'de doğmuş, Eskişehir'de büyümüş, talihinin de yardımıyla Eskişehir'de hayallerinin önemli bir bölümünü gerçekleştirmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Üç kardeşin en büyüğü, dünyalar güzeli iki kızın babası, dünya tatlısı iki kız çocuğun dedesiyim. Sahip olduğum her şeyle, Eskişehirliliğimle, annemle, babamla, kardeşlerimle, eşimle, kızlarımla, torunlarımla, damatlarımla ve ama en çok da bir vatandaşı olduğum Türkiye Cumhuriyeti'yle ve Atatürkçü olmakla gurur duyan biriyim. Bir insanı özetlemek zor. Hele bir insanın kendisini özetlemesi imkânsız. Bitmek tükenmek bilmeyen hayallerim var, hayal kırıklıklarım var, dostlarım var, düşmanlarım var, sevdiklerim, sevmediklerim var. Yaptıklarım var, yapamadıklarım var. Bunların hepsiyle birlikte bugüne kadar dopdolu bir yaşam sürdürüp giden bir insanım...
Bu şekilde başlıyor Yılmaz Büyükerşen'in kendi hayat macerasını anlattığı beş yüz sayfalık kitap. İyi ki alıp okumuşum. Hem Yılmaz Büyükerşen'in kim olduğunu ve neler yaptığını hem de bu ülkenin dünü ve bugünüyle ilgili pek çok şeyi öğrenmemi, anlamamı sağladı bu kitap.
Hepi topu iki kez gittim, gördüm adı eski kendisi yepyeni bu şehri ama hayran kaldım. Kitapta bir yerde çok güzel söylüyor zaten kendisi: "Demek istiyorum ki, köprüleri, parkları, tramvayı, Porsuk'u anlatabilirsin. Ama Eskişehir'e gelip ona hayran kalanları, ondaki değişime hayran kalanları hayran bırakan şeyi anlatamazsın. Hayran kalan da anlatamaz." Nitekim tastamam böyledir benim de durumum :)
Ben sadece hayran kaldığım şehri bu hale getiren belediye başkanı kimdir öğrenmek için almıştım bu kitabı ama belediye başkanlığı dışında ülkesine büyük hizmetlerde bulunmuş, düşünen, düşündüklerini uygulamak için çabayı esirgemeyen, bilim ve sanatla yoğrulmuş, kalbi ülkesi ve insanlık için atan bir insanın göçmen bir ailenin çocuğu olarak büyüdüğü Eskişehir'de yoklukların içinde var ettiği, hepimize örnek olacak nitelikteki yaşam öyküsünü hiç duraksamadan okudum bu kitapta.
Eskişehir'deki çocukluk yılları, halk evleri, üniversiteye girişi, akademi yılları, akademisyen olarak geçirdiği yıllar, Anadolu Üniversitesi'nin kuruluşu, açık öğretimin kuruluşu, bir üniversiteyi yönetmenin zorlukları, siyaset, belediye başkanlığı, sanat aşkı...
Sizlere de okumanızı tavsiye ederim bu söyleşiyi. Sadece Yılmaz Büyükerşen ve Eskişehir hakkında bir şeyler öğrenmek için değil Türkiye'nin dünü ve bugünü hakkında fikir sahibi olabilmeniz için faydalı bir eser olacaktır kesinlikle ve keyifle okuyacağınıza emin olabilirsiniz.
Yılmaz Büyükerşen - Zamanı Durduran Saat
- Babam, erkek olursa "Hiçbir şeyden yılmaması, mücadeleci biri olması için adını Yılmaz koyacağım" diye önceden kararlaştırmış. (bence bu kararı tam isabet olmuş :)
- İlkokul boyunca çıraklık yaptığım esnaf dükkânları çok çeşitlidir. Kundura tamircisinden kitap ciltcisine -ilkokulda işbilgisi dersinde cilt yapmayı da öğrenmiştik-, sebzeci dükkânından muhallebicide garsonluğa, dondurma satıcılığından marangoz dükkânına kadar hepsinde çalıştım. Bunlardan bazıları, hafta sonunda elime harçlık sayılacak para verirdi. Arada bir de, Bayatpazarı'nda terzilik yapan (Hacı) Abdurrahman Sarar Amca'nın ütülemek üzere eve yolladığı pantolonları annemin kömür ütüsüyle tanesi on beş kuruşa ütülerdim. Abdurrahman Amca şimdi bir dünya markası olarak pek çok ülkede Sarar adıyla mağazaları ve Eskişehir'de üç elbise ve çeşitli tektil fabrikaları olan Cemalettin, Celalettin ve Sebahattin kardeşlerin babalarıydı.
- O günden sonra kış bitinceye kadar minareye çıkıp çocuk sesimle Türkçe ezan okuma görevimi sürdürdüm.
- Başlangıcında hükümet binası olarak inşa edilmiş fakat rahmetli Atatürk'ün Eskişehir'i ziyaretlerinden birinde, öğrenciler "Lisemiz yok, lise istiyoruz" deyince, "O zaman vilayet binası olarak yapılan bu bina lise olarak kullanılsın, vilayet binası nerede olsa olur" demiş ve böylelikle valinin ve bürokratların oturacağı görkemli yapı okul olarak kullanılmaya başlanmış.
- İş ve İşçi Bulma Kurumu'nun yatakhanesi deyince, belki sizin gibi, şimdiki kuşaklar bu isme çok şaşıracaklardır. O dönemlerde, yani 1950'lerde, kırsal kesimden şehre iş aramaya gelenlerin, İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından işe yerleştirilinceye kadar, şehirde geçirecekleri günler içersinde barınma ve beslenme ihtiyaçlarını bu kamu kurumu üstlenmişti.
- Benim hayatımın vazgeçilmez unsurlarından biri de hep tiyatro olmuştur. Çünkü, tiyatro bir okuldur. Tiyatro bize, bizleri gösteren, normal yaşamda kendimizin, görmediğimiz yanlarını, hiç düşünmediğimiz hallerimizi gülerek, hüzünlenerek, düşündürerek bize gösteren bir ibret aynasıdır...
- O gece bütün Eskişehir gururluydu. İstanbul dışında bir Belediye Tiyatrosu'na sahip olan ilk Anadolu kenti Eskişehir olmuştu.
- Gazeteci arkadaşlarım Seyhan ile bana bir sürpriz yaparak, Bekârlık Sultanlıktır adında bir mizah gazetesi çıkarmış ve bütün davetlilere dağıtmışlardı. Düğünümüzün en orijinal tarafı o gazeteydi. Sanırım, Türkiye'de bir düğün için basılıp dağıtılan yegâne mizah gazetesi odur.
- Hiçbir eksiğimiz yok çünkü. Anadolu Üniversitesi'nin de, Eskişehir'in de, Türkiye'nin de hiçbir eksiği yok. "Tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak" demiş Atatürk. Çalışanın başaramayacağı bir şey olduğunu zannetmiyorum. "Bu iş Türkiye'de yapılamaz, biz yapamayız" gibi sözler beni tahrik ediyor. Hemen kolları sıvıyor, risk varsa üstleniyor ve gözümü karartıyorum. Başlıyorum gece gündüz çalışmaya.
- Açıköğretim düşüncesi benim aklıma 1966 yılında İngiltere'de bulunduğum yıllarda düşmüştü.
- Bir kamu kuruluşunda işe yaramayan araç gereç ve cihazları, diğer bir kamu kuruluşuna karşılıklı yazışmalarla aktarmaya "sempatik ikmal" derlerdi...
- Eğer, düşüncemin ve yapmak istediğim işin doğruluğuna inanıyorsam, sonuna kadar giderim.
- Eskişehir için bizim, akademiden dönüştürülen yeni üniversiteye de Porsuk ismini koyacaklardı. Ben, açıköğretim görevi bize verildiği ve bütün Anadolu'ya hizmet edeceğimiz gerekçesiyle Eskişehir'deki üniversitenin adının lokal isim olmayıp yeni bir kuruluş olarak yine "Anadolu" olması gerektiğini, 12 Eylül'ün Milli Eğitim bakanı emekli Tuğgeneral Hasan Sağlam'a söyledim. Onu da ikna ettik ve adımız Anadolu Üniversitesi oldu.
- Siyaset şimdikinden çok başka bir şeydi. Şimdiki parti genel başkanları o dönemde, o şartlarda, üç gün bile dayanamazdı. Şimdikilerin her şey kontrolleri altında. Rahatlar. O dönemde parti genel başkanlığı ateşten gömlek. Her biri önseçimle gelmiş, kendi başına buyruk, gerektiğinde arkasındaki desteğe güvenip genel başkana posta atabilecek kadar güçlü milletvekilleri. Gözetmen olarak gelen bir yığın denge. Hesaba katman gereken bir yığın faktör...
- Siyasi görüşü bana ters, ama adam gibi adam. Ben birilerini dışlıyorsam, adam olmadıklarından dışlıyorum, siyasi görüşleri yüzünden değil.
- 1999 yılında Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na seçilince, şehir merkezindeki metruk yaş sebze ve meyve halini, Londra'daki Covent Garden ve Hamburg'taki Çiçek Hali benzeri tarzda restore ederek bir "Gençlik Merkezi" haline getirmek ilk işimiz oldu. Binanın içine 200 kişilik bir tiyatro salonu yerleştirdik.
- Hep hatırlatıyorum ya, Evliya Çelebi'nin dediği gibi, Eskişehirli gurbetten gelenlere dost bir halk.
- Türkiye'de onca üniversite kuruldu. Bak bakalım başka şehirlerde Eskişehir'deki gibi dostça yaklaşıldı mı?
- Ben başkanlık kürsüsüne oturup Eskişehir halkına bizleri seçtikleri için teşekkür ettikten sonra, "İlk icraatımı yapıyorum" dedim ve yakamdaki parti rozetini çıkararak, meclis üyesi arkadaşlarımdan da aynı şeyi yapmalarını istedim ve "Ben ve arkadaşlarım bundan sonra her partiden Eskişehirlilerin, ayırım gözetmeksizin, hizmetkârlarıyız. Parti ayrımı şu andan itibaren bu belediyenin kapısından içeriye giremeyecektir." dedim.
- Elbette. Şehirler canlıdır. Senin, benim gibi canlıdır şehirler. Şehir şefkat ister. Otomobiller daha kolay geçsin diye karnını yararsan, şehrin canı yanar. Şehrin canı olduğunun farkında değilsen, şehrin canının yandığını da fark edemezsin. Kulakların da yeterince hassas değildir, şehrin feryat ettiğini, inlediğini işitemezsin.
- Eskişehir'e neden güvendiğimi anlatıyorum. Güvenilecek bir şehir, çünkü parlak bir tarihi var. Bu tarih boyunca da, kendine has bir sosyoloji geliştirmiş. Başka yerlerde pek bulunmayan türden bir insanı var. Çok müteşebbis değil, tedbirlik, bastığı yeri koklayan... Ama, çok yenilikçi. Çok iddialı. Çok hoşgörülü. Öğrenmeye açık.
- Ben bu milletin imkanlarıyla okudum. Yetişmemde bu devletin, bu milletin ve Eskişehirli hemşehrilerimin katkısı ölçüsüzdür. Kendimi daima onlara borçlu hissederek hep bu borcumu ödemek sorumluluğu içinde hissettim. Yaptığım hizmetlerle borcumu ödediğimi düşündüğüm zamanlar yine de borcumun bitmediğini gördüm. Çünkü "temerrüt faizi" hep borcumun üstüne ilave ediyormuş gibi bir duygunun içinde oldum. Allah sağlık ve ömür verirse, kamu görevleri bittiğinde de sosyal ve kültürel hizmetlerime devam edeceğim. Her akşam yatarken bu konuda dua ediyorum.



2 yorum:
Gidip, gezip, yaşayıp hayran olmayan tanımadım valla :) İyi ki üniversiteyi bu güzel şehirde okumuşum,en güzel yıllarımdı ;)
@Sümbül Zerafeti
Ben yaşayamadım, yaşamak isterdim. Gördüm ve kavuşamadım diyelim Eskişehir'le :)
Sen en güzel günlerini bu güzel şehirde geçirmişsin, ne güzel :))
Yorum Gönder
Lütfen isimsiz yorum bırakmayın.