Günlüğüm - Anasayfa RSS ile kolayca takip edin ;) Aklınıza gelen neyse benimle paylaşın :)
Günlüğüm - Anasayfa
Türk Blog Yazarları
video etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
video etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

canto della terra

Yağmurlu ama güzel bir hafta sonu oldu. Cumartesi günü e-Fikrim gününe gittim. Panelistlerden birisinin söylediği Amerika'da sadece online ayakkabı satışlarının yıllık cirosunun 10 milyar doları bulduğu sözü yer etti aklımda. Bizim e-ticaret sektörünün toplam hacmi kaç yüz milyon dolardır acaba :)

Daha sonra kahve falı bakmakta ne kadar yeteneksiz olduğumu bir kez daha anladım :) Ayrıca Mado'da dondurmalı waffle yememem gerektiğini, beğen(e)medim çünkü.

Pazar günü çeyiz taşımak nasıl bişeymiş öğrendim Fatih sayesinde :))

Hafta sonu çok kısa bir özet olarak bu şekildeydi. Uzatmaya gerek yok zaten. Herşeyi de bilmeyin efenim :P

Son günlerde büyük bir keyifle dinlediğim bir albüm var. Andrea Bocelli'nin "Vivere - The Best Of" albümü. Albümde, bu yazıya ismini de veren aşağıdaki şarkıya takmış durumdayım. Dinleyin, seveceksiniz ;)

Bir şarkı ve bir şiirle kapatıyoruz bu haftayı. Dilerim önümüzdeki hafta her şey beklediğinizden de güzel olur. Sevgilerimle :)





güneş uzakta, sen daha uzakta,
deniz dalgalı, kalbim kasırgalı,
sesler geliyor kulağıma fısıldanan,
sözler var karalanan, tutulmayan,
özlemler var ama benimki gibi değil,
insanlar var sonsuz çeşitlilikte,
ama senin gibi değil...

Kehitystis


ps. Youtube gene kapandı. imeem'den Bocelli'nin Sarah Brightman'la söylediği bir versiyonunu buldum şarkının. O da çok hoşuma gitti. Eğer siz bu yazıyı okurken hala kapalıysa Youtube o versiyonunu dinleyebilirsiniz.

Better In Time

Bugünlerde pek yazamıyorum. Aslında yazacak çok şey var yazmak istesem. Ama yaz(a)mıyorum. Yazar hastalığı sanırım benimkisi :P

Bu gece de yazmak gibi bir niyetim yoktu. Ama yattım, kalktım, bi daha yattım, bi daha kalktım. Tekrar bilgisayar başına oturunca biraz müzik dinledim, biraz bloglara göz attım. Ne zamandır bloga sevdiğim şarkılardan eklememişim dedim sonra kendi kendime. Son günlerde severek dinlediğim iki şarkı geldi aklıma.


İlki Leona Lewis'ten. Benden 5 yıl ve 1 gün küçük bu hem sesi hem kendi güzel kız 10 yaşından beri tanıdığı elektrikçi erkek arkadaşıyla evlenmek istiyormuş :)


İkinci şarkı Nilüfer'den. Biliyorsun, her şey bitecek bir gün!

my dream is to fly



my dream is to fly
over the rainbow so high

thinking about you

tonight and the rest of my life


yok öyle bir kadın


Mutlu günler çok yakın



karanlıktan sakın korkma,
boş kalbinin aşkıyım...

i'll always be right there


gecenin finalinde...

yorumlarda düğün şarkım falan yazan olmuş
ama benim seninle evlenmek gibi bi niyetim yok :P

türk kahvesi içmesen de orada olacağım ;)

ablanın söylediği gibi:

"ne güzel insanlar biriktirmişsin"

sevgilerimle :)

İçimden bu geldi, münasip mi ?


Bayramın 3ncü günü

An itibariyle bayramın 3ncü günündeyiz, iyi bayramlar :D

Verimsiz geçen bir günün akşamını gayet güzel geçirdim. Ne zamandır aklımda olan güzel bir filmi seyrettim, sevdiğim bir arkadaşımla uzun bir telefon konuşması yaptım, uzun zamandır araya başka kitapların girmesi ve tezat şekilde hiçbir şey okumak istemiyor olmamdan ötürü bitiremediğim bir romanın 220 sayfasını azimle okuyup bitirdim :)

Bloga o kadar çok şarkı ekleyesim var ki ama o kadar çok eklersem bundan da rahatsız olacağımı biliyorum. Gene de gecenin şu saatinde en azından üç tanesini sizlerle paylaşmadan ol(a)mayacak. Umarım siz de benim gibi severek dinlersiniz bu şarkıları. Son bir kaç gündür çok dinledim, hala da dinlemeye devam ediyorum ;)

Herkese iyi geceler, sevgiler... Ve unutmadan tekrar iyi bayramlar :P


Ümit öylece kaldı da

Ümit edeni söyle kim aldı


Hiç kimse, hiç kimse benim kadar

Tanıyamaz asla seni, sen kendinde buldun beni


İncitmek istememiştim seni

Kıskanç adamın biriyim sadece


Odam kireç tutmuyor


Kusursuz Bir Öykü Yazarı İçin On Emir

Yazmakla, öyküyle ilgili bişeyler arıyordum nette ve Horacio Quiroga 'nun "Kusursuz Bir Öykü Yazarı İçin On Emir"ine rastladım, beğendim. Sizlerle de paylaşayım istedim. Semih Aközlü'nün çevirisiymiş.

1. Bir üstada -Poe, Maupassant, Kipling, Çehov- Tanrı'ya inandığın gibi inan.

2. Sanatını ulaşılmaz bir doruk olarak kabullen. Onu aşabileceğine dair hayaller besleme. Aşabilecek duruma geldiğinde, bunu zaten farkında olmadan başaracaksın.

3. Öykünmeye mümkün olduğunca diren, üzerindeki etki yeterince güçlüyse ancak o zaman öykün. Kişilik geliştirmek, her şeyden çok sabır isteyen bir iştir.

4. Körü körüne inan. Başarıya ulaşacak kadar yetenekli olduğuna değil, ama arzuladığın şey karşısında göstereceğin şevke. Sanatını yavuklun gibi sev, tüm kalbini ver ona.

5. İlk sözün nereye gideceğini bilmeden yazmaya başlama. İyi kotarılmış bir öyküde ilk üç satır, hemen hemen son üç satır kadar önemlidir.

6. Bu şartı kesinkes ifade etmek istiyorsun: "Nehirden doğru soğuk bir yel esiyordu." İnsanoğlunun konuştuğu dilde ifadeyi vermek için belirlenmiş sözcüklerden başka sözcük yoktur. Sözlerine sen hükmet, sesli harf gelmiş sessiz harf gelmiş, bunları kafana takma.

7. Gerekmedikçe sıfat kullanma. Zayıf bir ada tutturulmuş renk tayfı kadar faydasızdır bunlar. Değerli birine rast gelirsen, karşılaştırılamaz bir rengi olur. Ama önce onu bulmak gerekir.

8. Kahramanlarını elinde tut ve öykünün sonuna kadar tutarlı bir şekilde taşı. Kurguladığın yolda onları başka şekilde görmeye kalkma. Başkalarının göremediği ya da görse bile aldırmayacağı şeylerle yolunu saptırma. Okuru aldatma. Öykü, laf kalabalığından arınmış bir romandır. Öyle olmasa bile, bunu mutlak bir hakikat olarak kabullen.

9. Duyguların akışına kapılarak yazma. Bırak silinsinler, ama sonra hepsini aklına getir. Bundan sonra duyguları yeniden canlandırabilecek gücün kalmışsa, zaten yolu yarılamışsın demektir.

10. Yazarken ne arkadaşlarını düşün, ne de öykünün yaratacağı etkiyi. Bir araya getireceğin kahramanlarının içinde yaşadığı o küçücük ortamdan başka ilgini çeken hiçbir şey yokmuş gibi anlat öykünü. Öyküdeki yaşantıdan başka bir şey çıkmasın ortaya.



bu su hiç durmaz...


bunu da dinleyin mutlaka...



herkese iyi geceler,
güzel bi hafta sonu olsun...
sevgiler,
u:

Melodramma



bu benim şarkım
aşkın ilahisi
sana onu söylüyorum
kederimle
öyle güçlü, öyle büyük ki
kalbimi hançerliyor

Bütün iyi dilekler ve selamlardan sonra...

Dilenciden sultana, köleden efendiye

Hânım hey!...

Sen ki mahabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin,

Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

ama berraktır sabah
tarlaların arasında şarap kokusu
ben seni düşlüyordum ve şimdi
seni görüyorum hala orada
ah, ne kadar nostaljik dağ freskleri
ağlarım ki delilik gitmekti sonra uzaklara

Ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacım kalmadı artık. Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta, ama aşk sayesinde sıhhatteyim.

bu melodi
aşkın ilahisi
sana söylüyorum ve hissediyorum
bütün kederimle
öyle güçlü, öyle büyük ki
kalbimi hançerliyor

Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her akşam mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbihal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, safaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir aleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin kederli bir aleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen...

ama berraktır sabah
tarlaların arasında bir değirmen
orada doğdu benim kaderim
seviyorum sensiz
seviyorum sensiz

Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlenmeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikayetle söylüyor, anlatıyorum. Senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum.

ve bu kalp söylüyor
bir tatlı melodram
aşkın ilahisidir
senin için söyleyeceğim
bir melodramdır
sensiz söylediğim


Sonra tevbeler ediyorum.
Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.


Andrea Bocelli - Melodramma / İskender Pala - Aşkname

eski harddisk

Geçen gece telekomun azizliğine uğradım ve internet bağlantım çooook kötüydü. Aslında azizlik mi denir şeytanlık mı hayır mı şer mi denir bil(e)miyorum. Neyse, madem bağlantım yok bari uzun zamandır kenarda duran eski harddiskimle uğraşayım dedim. Eski harddiskimin şöyle bir hikayesi var. Birkaç ay önce eski harddiskime format atıp bilgilerimi yedek almıştım. Sonra o diskin yerine başka bir disk alınca hepten unuttum onu. Gerçi unutmak değil tembellik denir buna. Neyin tembelliğiyse artık bilemiyorum. Velhasıl dün gece eski diskimi takıp orada bulunan bilgileri alacaktım. Ama daha çok nostalji yaparken buldum kendimi. Fatih'le, Sümeyra'yla olan yazışmalarımı okudum ve daha başkalarını. O günlerin heyecanları gülümsetti beni, herşeye rağmen mutlu etti. Bir garip geldi, bir garip seneyi bitirdiğimi anladım.

Sonra bu yazıyı farkettim. Sanırım gelen forward maillerden birisiydi bu. Ama çok hoşuma gitti. Belki pek çoğunuz daha önce okumuşsunuzdur ama yazmak istiyorum gene de buraya. Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe hastalığının ağırlaştığı bir dönemde şunları söylemiş:

"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyon tenis oynamayı öğrenir, 500,000 profesyonel tenisi öğrenir, 50,000 yarışmalara girer, 5,000 büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya "Neden ben?" diye hiç sormadım. Ve bugün sancı çekerken, Tanrı'ya "Niye ben?" mi demeliyim?

      Mutluluk insanı tatlı yapar,
      Zorluklar güçlü yapar,
      Hüzün ise insan yapar,
      Yenilgi mütevazı yapar,
      Başarı insanı ışıldatır.

Ama yalnız Tanrı yolumuza devam etmemizi sağlar. Tanrı'ya asla "Niye ben?" diye sormayın… Ne olacaksa olacak… O'nun kendine has usulleri vardır… Herşey kendi iyiliği için olur... İnancınızı koruyun..."


Kesinlikle kendine has usulleri var...



aşk eskitir beni
hayallerim bekletir
her şey yaşanır
ama bazı şeyler küflenir
yaşam beni benden alır
yine bana verir


karışır aklım
kendime döner dururum
ardımda kalanları
goğsümde yeniden doğururum
yaşam beni benden alır
kimlere verir


sen hiç bilmezsin
nasıl yalnızlık büyütür insan
sen hiç görmezsin
nasıl yaşlanır severken insan
sen istersen yüreğin ayışığında
gecene masal olur

sen istersen bu gök boyanır
bu mavi hep kalır
sen seversen bu yürek havalanır
bir çift kanat olur
sen gidersen gözlerim parçalanır
bana hangi tarafım kalır


herkese iyi geceler,
sevgiler...
u:



şiirim geldi bırakın beni



laf aramızda, laf aramızda
laf aramızda kaldı çıkamıyor
kendini ifade edemiyor...

öyle bir geçer zaman ki...



kara yazı yazıldı sanma
insanın da kaderi böyle

Dear Mr. President



Sanatçı öğrenmeli, düşünmeli, siyasi duruşu olmalı,
ülkesinin ve dünyanın geleceği için kaygısı olmalı,
ülkemdekilerin çoğu gibi siyaset yalakası olmamalı...

dance me to the end of love



herkese iyi geceler ;)
güzel bir hafta olur umarım,
sevgilerimle...
u:

Gönlünde sonsuz arayış



Düşlerin bitmek bilmiyor
Gözlerin gülmek bilmiyor
Gönlünde sonsuz arayış
Sevmek istiyor sevmek istiyor

Trompetiyle Chris Botti'ye havasını atmaktaydı siyah güneş gözlükleriyle bir adam. Sevimli bir çingene çocuk darbukasıyla neşe saçmaktaydı. Bir yerlere gitmekteydi her çeşit insan şehrin her yanından gelen. Kimisi işine, kimisi bir kahve içmeye, kimisi sabahlara kadar içmeye. Oysa o kadar kalabalığın arasında gözüm onları nasıl da seçmişti. Kahvemi yudumlarken birden dikkatimi çekmişlerdi. Kadın ürkekti, üzgündü, öfkeliydi, güçlüydü. Erkek kızgındı, suçluydu, güçsüzdü. Kadına bişeyler anlatmaya çalışıyordu. O ise dinlemiyordu bile. Sonra birden birkaç cümle söyledi. Adamı yutkunurken gördüm, sonra sustuğunu, kadının gözyaşlarının durduğunu.

Kalbin acılar dolu
Kaçmak istercesine
Gönlün kanatlanıyor
Uçmak istercesine

Adam gitti, kadın benim oturduğum kafeye girip hemen karşı masaya oturdu. Gözleri ağlamaktan iyice kızarmıştı. Ama artık durulmuştu. Kendini toplamalıydı, bunu biliyordu. Kahvesini söyledi, sigarasını yaktı. Benim hiç içmediğim ama içenlere de karışmadığım sigarasının zehrinden yavaş yavaş çekmeye başladı içine. Acaba neler yaşamıştı? Neydi bu noktaya getiren onları?
Ağlıyor sessiz sözlerin
Dalıyor bitkin gözlerin
Sönmeyen ateşler gibi
Yanar yüreğin, yanar yüreğin

Telefon trafiği başladı ilk sigarası biterken. "İyiyim, iyiyim merak etme sen" diye tekrarlamalar, "Allah belasını versin" diye beddualar, "Kader işte" diye kendini avutmalar. Kim kimi aldatmıştı acaba? Kadının sözlerindeki zehir ve adamın gözlerindeki şaşkınlık neyin nesiydi? Şarkılar, şiirler, masallar, filmler... Hepsi güzel ama peki ya gerçekler? Hangi gerçekler? Kendi yalanlarımıza verdiğimiz isimler mi yoksa onlar? Tanımadığım bir çiftin ayrılık anında aklıma nerden gelir bunlar? Kadınla gidip konuşmalıyım oysa. Tüm gerçekleri anlatmalı bana en başından. İlk ne zaman tanışmışlardı? Yaşadığı şey aşk mıydı? Aşk neyin nesiydi? Dalıp giden gözleri neleri görüyordu geçmişte?

Aaah şimdi uzaklardasın
Hayallerdesin rüyalardasın
Yalnız kendi derdinle
Kendi halinle derinlerdesin
Şimdi uzaklardasın hayallerdesin rüyalardasın

Biraz sonra kalktı ve uzaklaştı. Peşinden gitmeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. Gerçek denilen yalanlara ihtiyacım yoktu onunla ilgili. En gerçek şey, gözyaşlarıydı, dalıp giden gözleriydi. Adam da kadın da uzaklara gitmişti artık. Kendi dertleriyle başbaşa, kendileriyle başbaşaydılar. Her zaman olduğumuz gibi, her zaman olacağımız gibi...